7 Şubat 2018 Çarşamba

Omurilik felçlisi başvurucunun üniversite binalarına erişiminin imkansızlığı: eğitim hakkı bakımından ayrımcılık


Enver Şahin v. Türkiye (Başvuru no. 23065/12) davasında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi («Mahkeme»), altıya bir çoğunluk oyuyla 30.01.2018 tarihinde:

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin («Sözleşme»), Eğitim Hakkını düzenleyen 1 Nolu Protokolün 2. maddesinin ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesi ile birlikte ihlal edildiğine hükmetmiştir
Dava, omurilik felçlisi bir kimsenin (Enver Şahin - «Başvurucu») eğitimini sürdürebilmesi anlamında üniversite binalarına erişiminin mümkün olabilmesi için uygun kolaylıkların sağlanmamasına ilişkindir.
Mahkeme, özellikle ulusal makamlarının -özel olarak da üniversite yönetimi ve yargı yerlerinin- başvurucunun eğitim hakkından diğer öğrencilerle eşit şekilde yararlanabilmesi için gerekli özeni göstermediklerini tespit etmiştir.
İlk olarak, Rektörlüğün başvurucuya yardımcı olması için bir kimsenin görevlendirilmesine ilişkin teklifi Bay Şahin’in gerçek ihtiyaçları ile güvenlik, onur ve bağımsızlığına ilişkin dürüst bir değerlendirmeye dayanmamıştır. İkinci olarak, ulusal mahkemeler, bir bütün olarak, başvurucu ile toplum arasındaki çatışan menfaatler bakımından adil bir denge kurulup kurulamayacağına ilişkin bir tespitte bulunmamıştır. Dahası, ulusal mahkemeler idareye gereksiz ve orantısız bir yük bindirmeksizin başvurucunun mümkün olduğunca engeli olmayan öğrencilere yakın koşullarda eğitimini sürdürebilmesi için mümkün olabilecek çözümleri aramayı ihmal etmişlerdir.


Olgular
Başvurucu, Enver Şahin, 1988 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Diyarbakır (Türkiye)’de yaşamaktadır.
Başvurucu Bay Şahin, 2005 yılında Fırat Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinde 1. sınıf öğrencisiyken vücudunun alt bölümünün felç geçirmesiyle sonuçlanan ciddi bir kaza geçirmiştir. Üniversiteye dönmek için yeterince iyileşinceye kadar kaydını dondurmak zorunda kalmıştır.
Bay Şahin, 2007 yılında öğrenimine devam edebilmek için üniversite tesislerinin durumuna adapte edilmesi talebinde bulunmuştur. Rektörlük cevap olarak, bütçe ve zaman kısıtlılıklarından bahsederek, talep ettiği değişikliklerin kısa vadede gerçekleşmesinin mümkün olmadığı, ancak başvurucunun tesislerde olduğu süreçte kendisine yardımcı olması için birisinin görevlendirilmesi teklifinde bulunmuştur. Bay Şahin bu teklife, diğerlerinin yanında, bunun mahremiyetine bir müdahale olduğu gerekçesiyle itiraz etmiştir. Kendisi idari mahkemelere başarısız olduğu bir başvuruda bulunmuştur.

Şikayetler ve usul

Başvurucu, Sözleşme’nin ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesiyle birlikte eğitim hakkını güvence altına alan 1 Nolu Protokolünün 2. maddesine dayanarak, davalı Hükümetin fakülte binalarının durumuna uygun hale getirmeyi reddetmesi nedeniyle öğrenimini bırakmak zorunda kaldığından şikayetçi olmuştur.

Başvurucu Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte özel ve aile yaşamına saygı hakkını düzenleyen 8. maddenin başka bir kimsenin kendisine yardımcı olmasının kendisini kısıtlayarak bağımlı hale getirdiği ve mahremiyetine de müdahale ettiğinden şikayetçi olmuştur.
Başvuru Mahkeme’ye 14 Mart 2012 tarihinde yapılmıştır.

Mahkeme’nin karar gerekçesi

Sözleşme’nin 14. maddesiyle (ayrımcılık) birlikte 1 Nolu Protokolün 2. maddesinin (eğitim hakkı) ihlali

1.  Üniversite mercilerinin tutumu

İlk olarak, Bay Şahin’e talep ettiği ayarlamaların kısa vadede yerine getirilememesini açıklarken, üniversite makamları her şeyden önce bu amaçla kısa bir sürede mali kaynakların hazır edilemediğini belirtmişlerdir. Bu bağlamda Mahkeme, yasa uyarınca gerçekleştirilmesi gerekli esaslı düzenlemelerin tamamlanması için ihtiyaç duyulan tam ödeneğin gelmesini beklerken   Bay Şahin’in fakülte binasına erişimi konusunun çözümsüz bırakılmış olmasını kabul edememektedir.  
İkinci olarak, Hükümet tarafından tam amacı ve niteliği açıklanmamakla birlikte fakülte başvurucunun talebini doğrudan doğruya reddetmemiş, ancak ona bir görevlinin eşlik etmesini önermiştir. Mahkeme bu yardımcının sadece felçli olan Bay Şahin’in üç katlı fakülte binasında hareket etmesine yardım için dizayn edildiği sonucuna varmaktadır.  Bu bakımdan Mahkeme engelli bir kimsenin bağımsız bir yaşam sürmesi ve onur ve kendini değerli hissetmesinin bütünüyle geliştirilmesi ihtimalinin yaşamsal önemde olduğunu ve Sözleşme’nin gerçek özünün bireyin kendi tercilerini yapma özgürlüğü dahil insan onuru ve özgürlüğüne saygı olduğunu yinelemektedir (diğerlerinin yanında, bkz., Pretty v. Birleşik Krallık, no. 2346/02, §§ 61 ve 65, ECHR 2002-III). Dahası Mahkeme, dava dosyasında rektörlüğün teklif ettiği bu tedbirin başvurucunun gerçek ihtiyaçları ile onun güvenlik, onur ve bağımsızlığına yönelik olası etkilerine ilişkin dürüst bir değerlendirmeye dayandığına ikna etmeye yarayışlı herhangi bir şey yoktur. Dolayısıyla, kendisine eşlik edecek bir kimsenin yardımı, başvurucunun mümkün olduğunca bağımsız ve özerk yaşama ihtiyacını gözardığı etmesi nedeniyle, 8. maddenin amaçları bakımından makul olarak görülemez.

2.  Mahkemelerin tutumu

İkincillik ilkesi uyarınca, başvurucunun İdare Mahkemesi’nin önünde ileri sürdüğü şikayetlerin esası Mahkeme önündeki şikayetleriyle öz olarak aynı olduğundan, Mahkeme, özellikle Bay Şahin’in eğitim ihtiyaçlarını ve yetkililerin bunları karşılayabilecek sınırlı kapasitelerine uygun şekilde bir ağırlık verdiği tespitlerinin bulunup bulunmadığı, başka bir deyişle başvurucunun ihtiyaçları ile bir bütün olarak kamunun çatışan menfaatleri arasında idare mahkemesinin bir adil denge kurup kurmadığı yönünden başvurucunun tehlike altındaki haklarına etki edip etmediği önceliklidir. Bununla birlikte İdare Mahkemesi bu kapsamda hiçbir şey söylememiştir. Esas olarak, idari mercilerin engelli kimselere yardımı amaçlayan teknik yönetmelik hükümlerinin yerine getirmesi gerektiğini belirsizce kabul ederken, [idare] mahkemesi, salt binanın 1988 yılında inşa edilmesinden önce yönetmeliğin yürürlüğe girdiği gerekçesine dayanarak üniversiteyi basitçe yükümlülüklerinden muaf tutmuştur. Bunun dışında, -bu durumu etkileyecek belirli bir teklifin mevcut olmamasına rağmen- “mimari tedbirlerin ödenek izin verdikçe yerine getirileceği”ne dair varsayıma dayanan yargılama bakımından, İdare Mahkemesi tatmin edici olduğu kanıtlanabilir şekilde gösterilmeksizin başvurucuya yardım edecek bir kimsenin atanmasının yeterli olduğunu varsaymışır. İdare mahkemesi ayrıca idare üzerine uygunsuz ve orantısız bir yük bindirmeksizin, başvurucunun öğrenimine diğer öğrencilere sağlananlara mümkün olduğunca yakın koşullar altında devam etmesini sağlayacak olası çözümleri araştırmayı da ihmal etmiştir.
Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin ulusal makamların -özellikle üniversite ve yargısal mercilerin, başvurucunun diğer öğrencilerle eşit temelde eğitimden yararlanmayı sürdürebilmesini sağlamak için özen yükümlülüğüne uygun bir tepki gösterdiklerini ortaya koymamış olduğunu tespit etmiştir.  Bundan dolayı, uyuşmazlık konusu çatışan menfaatler arasında adil bir denge kurulması görevinin yerine getirilmemiştir ve Mahkeme Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte 1 Nolu Prookolün 2. madesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Öteki maddeler

Mahkeme, başvurucunun diğer şikayetlerinin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.

Adil Tazmini öngören 41. madde hakkında

Mahkeme, Türk Hükümeti’nin başvurucuya manevi zararları için 10.000 Euro, avukatlık ücreti ve giderler bakımından 2,952 Euro’yu ödemesine hükmetmiştir.

Ayrık oy

Yargıç Lemmens’in muhalefet şerhi karara eklidir.


Karar sadece Fransızca bulunmaktadır.

Hiç yorum yok: