2 Ekim 2014 Perşembe

Eylül Ayının Önemli AİHM Kararları Bülten No.1

Önceki yazımda belirttiğim gibi, bundan böyle AİHM’deki gelişmeleri aylık bültenler halinde duyurma sözümü tutuyorum. Uygulamacıların çalışmalarına faydalı olması dileğiyle.

Trabelsi v. Belçika kararı (140/10)
4 Eylül 2014
  • ·        Suçluların iadesi (extradition);
  • ·   Şartlı tahliye imkanı bulunmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırılma ihtimali bulunan başvurucunun ABD’ye iadesi;
  • ·    AİHM tarafından verilen geçici tedbir kararına (İçtüzük 39) davalı devletin uymamasının Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlali anlamına gelmesi.

Trabelsi davasında AİHM Sözleşme’ye aykırı olarak şartlı salıverilmeye tabi olmaksızın müebbet hapis cezası alma ihtimali bulunan bir Devlete bir kimsenin iade edilmesini işkence ve kötü muameleyi yasaklayan Sözleşme’nin 3. maddesi oybirliğiyle ihlali olduğuna hükmetti. Bu dava AİHM’in hakkında (İçtüzük 39. madde uyarınca) geçici tedbir kararı almış olmasına rağmen terör suçları işlediği suçlamasıyla müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya bulunan Tunus uyruklu Nizar Trabelsi adlı başvurucunun Belçika’dan ABD’ye iade edilmesiyle ilgilidir.
Mahkeme, Birleşik Devletler’de şartlı tahliye imkânı bulunmaksızın müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya bulunan başvurucuya ABD mevzuatının bu tür mahkûmiyetlerin yeniden gözden geçirilmesi için yeterli mekanizmalar öngörmediği ve bu nedenle 3. madde hükmüne aykırı olduğuna, dolayısıyla başvurucunun ABD’ye iadesinin 3. madde ihlali olduğuna karar vermiştir. Mahkeme ayrıca Belçika Devletinin Mahkeme tarafından verilen iade işleminin durdurulması kararına uyulmamasının Mahkeme’ye yapmış olduğu başvurusunu sürdürmek için girişimde bulunan başvurucunun 3. madde uyarınca güvence altına alınmış haklarının korunma düzeyini geriye dönüşsüz olarak düşürdüğünü ve bireysel başvuru hakkına (Sözleşme’nin 34. maddesi) müdahale anlamına geldiğini belirtmiştir.
Bu kararı şartlı tahliye olanağı bulunmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çekmekte olan Abdullah Öcalan’a ilişkin 18 Mart 2014 tarihinde verilen Öcalan v. Türkiye (Başvuru No. 24069/03, 197/04, 6201/06 ve 10464/07) kararını bir adım daha ileriye taşıyan bir karar olarak görmek gerekiyor. Mahkeme’nin bu kararına göre, Sözleşmeci Devletler salt bu tarz şartlı tahliye olanağı olmaksızın müebbet hapis cezaları vermeme yükümlülüğü altında değildir, aynı zamanda böyle bir ceza alma ihtimali bulunan bir ülkeye kimseyi iade etmeme yükümlülüğü altındadır.
Trabelsi kararına ilişkin olarak Ukraynalı Yargıç Ganna Yudkivska’nın ayrı oy gerekçesinin meselenin felsefesinin daha iyi anlaşılması bakımından oldukça önemli olduğu kanısındayım.
(Karar metni İngilizce ve Fransızca’dır)
Carrella v. İtalya kararı (33955/07)
9 Eylül 2014
  • ·         Şeker hastası mahkûmun tutulma koşulları;
  • ·         Hastalığın ağırlığı ve aciliyetine uygun tedavi yükümlülüğü;
  • ·         Hapislik dışı seçenek tedbirlerin uygulanması.

Mevcut dava şeker hastası bir mahkûmun tutma koşullarına ilişkindir. Başvurucu Aniello Carella özellikle cezaevinde yeterli tıbbi bakım alamadığı ve bununda çeşitli hata ve ihmallere yol açtığını, bu nedenle olması gereken ameliyatın geciktiğini iddia ederek tutma koşullarından şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca, sağlık durumunun dikkate alınarak, durumuna uygun alternatif tedbirlerin uygulanma olasılığının ve şikâyetlerinin dikkate alınmadığından da şikâyetçi olmuştur.
Buna karşın AİHM, mevcut davada işkence ve kötü muameleyi yasaklayan Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Mahkeme, başvurucunun tıbbi kayıtlarının 2005 yılından beri sürekli bir tıbbi kontrol altında olduğunu, sağlık durumu nedeniyle ev hapsi uygulandığını ve dilediği hastaneyi seçebildiğini gösterdiğini not ederek, bu durumun tutmanın doğasından kaynaklanan ızdırabın ötesine geçerek 3. maddenin aradığı asgari ağırlık eşiğini aşmadığından ihlal oluşturmadığına karar vermiştir.
(Karar metni sadece Fransızca’dır)
Hassan v. Birleşik Krallık   (29750/09) (Büyük Daire Kararı)
16 Eylül 2014
  • ·         Uluslararası silahlı çatışma bağlamında Sözleşme'nin uygulanması;
  • ·         Mahkeme’nin sınır aşan yetkisi (extra–territorial jurisdiction);
  • ·         Silahlı çatışma koşullarında kişi özgürlüğü ve güvenliğine ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesinin uygulanmaması ya da onun tutmaya ilişkin yükümlülüklerinin uluslararası insancıl hukuk kuralları (3. ve 4. Cenevre Sözleşmeleri) çerçevesinde yorumlanması talebi;

Irak uyruklu Tarek Hassan 2003 yılındaki çatışmalı dönemde Britanya silahlı kuvvetleri tarafından yakalanmış ve Irak’ın Güneybatısındaki Bucca Kampında tutulmuştur. Kardeşi, Tarek’ın Britanya kuvvetlerinin kontrolü altında olduğunu, daha sonra üzerinde işkence ve infaz izlerinin görüldüğü cansız bedeninin bulunduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme’nin Büyük Dairesi kararında Hassan’ın yakalanma ve tutulmasının keyfi olmadığına oybirliği ile karar vermiştir. Tarek Hassan Nisan 2003 tarihinde Britanya askerleri tarafından gözaltına alındığı andan Bucca Kampından alınıp askeri eskort eşliğinde Mayıs 2003 tarihinde bırakıldığı ana kadar Birleşik Krallık yargı yetkisinde bulunmuş olmasına rağmen, 13’e 4 oyla Mahkeme, Tarek Hassan’ın mevcut yakalanma ve tutulmasına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddesinin 1, 2, 3 ya da 4. fıkralarının ihlal edilmediğine karar vermiştir.  Büyük Daire kararında ayrıca uluslararası insancıl hukuk ve Avrupa Sözleşmesinin her ikisinin de silahlı çatışma sırasında keyfi tutmaya karşı güvenceler ile özgürlükten mahrumiyete izin veren nedenlerin öngörüldüğü Sözleşme’nin 5. maddesinin, mümkün olduğu ölçüde, ele geçirilen savaş esirlerine ve 3üncü ve 4üncü Cenevre Sözleşmesi uyarınca güvenlik tehlikesi yaratan sivillerin tutulmasına ilişkin kurallarının uzlaştırılması gerektiğini belirtmiştir. Mevcut davada, Mahkeme, Britanya askerleri tarafından başka silahlar ve istihbari değeri bulunan askeri bir belgenin ele geçtiği kardeşinin evinin çatısında silahlı bir şekilde bulunan Tarek Hassan’ın yakalanıp gözaltına alınmasının uluslararası hukuk uyarınca meşru gerekçeleri olduğunu tespit etmiştir. Dahası, Bucca Kampına alınmasını müteakip bir tarama işlemine tabi tutulmuş ve güvenlik tehdidi oluşturmayan bir sivil olduğu ve salıverilmesi için kendisini temize çıkarmasına izin verilmesi tespitinde bulunulmuştur.  Bu nedenle Tarek Hassan’ın yakalanması ve tutulması keyfi bulunmamıştır.
Bu karara ilişkin Reading Üniversitesinin uluslararası hukuk profesörü Lawrence Hill–Cawthorne’un ayrıntılı hukuksal tartışması için bkz. Blog of the European Journal of International Law.
16 Eylül 2014
  • ·         Kanunsuz ceza olmaz ilkesi (Sözleşme 7. madde);
  • ·         Yasal düzenlemelerin öngörülebilirliği;
  • ·         Mülkiyet hakkının güvenceli olmaması

Bu dava başvurucu Georgiev Plechkov’un Romanya’nın Karadeniz’deki “münhasır ekonomik bölgesi” içinde yasadışı balık avladığı iddiasıyla ertelenmiş hapis cezası ile içindeki tesisatlar, araç gereçler ve güvertesindeki kargosu ile birlikte gemisinin müsadere edilmesine ilişkindir. Mahkeme, başvurucu Plechkov’un mahkûmiyetine yol açan ne ulusal hukuktaki hükümlerin ne de mahkemelerin yorumlarının yeterli öngörülebilirliğe sahip olmadığını tespit etmiştir.  İçindeki araç gereç ile güvertesindeki kargosuyla birlikte geminin müsadere edilmesini ise başvurucunun mülkiyetinden barışçıl yararlanma hakkına bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir.

Mocanu ve Diğerleri v. Romanya [BD] (10865/09 45886/07 32431/08)
17 Eylül 2014
  • ·         Sözleşme'nin yaşam hakkına ilişkin 2, işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin 3 ve adil yargılanmaya ilişkin 6. maddesinin usuli gerekliliklerinin ihlali;
  • ·         Bükreş’te 1990 Haziran ayındaki gösterilerin bastırılmasına ilişkin soruşturmanın kusurlu ve yetersizliği.

Mocanu ve Diğerleri davası, 1990 Haziran’ında Bükreş’te rejim karşıtı gösterilerin şiddetle bastırılmasını müteakip soruşturma ve yargılamanın uzunluğuna ilişkindir.
Gösterilerin bastırılması sırasında Bayan Mocanu’nun kocası ateşli silahla öldürülmüş ve Bay Stoica polis tarafından gözaltına alınmış ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Mahkeme, istisnai durumlarda, Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamelenin psikolojik sonuçlarının kendilerine uygulanan muamele hakkında mağdurların şikâyet etme yeteneklerini olumsuz etkileyebileceğini ve zararlarının giderimine ilişkin haklarına önemli bir engel oluşturabileceğini kabul etmektedir. Mağdurların çoğunluğu gibi, Bay Stoica, olayların meydana gelmesinden ancak yıllar sonra yetkililerin resen soruşturma açmaları ve ilerleme kaydeder görünmeleri üzerine şikayet etme cesaretini kendinde bulmuştur. Mahkeme, mevcut davanın istisnai koşullarını dikkate alarak, Bay Stoica’nın savunmasızlık ve güçsüzlük duygularının olaylardan on yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra 2001 yılına kadar şikâyette bulunmamasına neden olmasını akla yakın ve kabuledilebilir bir açıklama olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, soruşturmayı yürütmekle sorumlu makamların şiddet olaylarından sorumluların teşhis ve cezalandırılmasını ve başvurucuların Sözleşme'nin amaçları bakımından etkili bir soruşturmadan yararlanmalarını sağlayacak bütün tedbirleri almadığını tespit etmiştir. Davanın tartışmasız bir şekilde karmaşık olduğunu kabul etmekle birlikte, Mahkeme, Romen toplumundaki siyasi menfaatlerin öneminin Romen makamlarını herhangi bir hile veya hukukdışı eylemlere hoşgörü gösterildiği görüntüsünden kaçınmak için davayı derhal ele almaya itmesi gerektiği kanısına varmış ve bu nedenle Sözleşme’nin 2, 3 ve 6. maddesinin usuli gerekliliklerinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Mansur Yalçın ve Diğerleri v. Türkiye (21163/11)
16 Eylül 2014
  • ·         Çocukların ebeveyinlerin inançlarına uygun eğitim hakkı;
  • ·         Dini eğitimin zorunlu ve indoktriner bir şekilde verilmesinin eğitim hakkının ihlalini oluşturduğu (Sözleşme’nin 1 Numaralı Protokolünün 2. maddesinin Mansur Yalçın, Yüksel Polat ve Hasan Kılıç bakımından ihlal).
  • ·         İhlalin sistematik eksiklikten kaynaklanması nedeniyle Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca Türk Hükümetinin ihlali ortadan kaldıracak tedbirleri almasına.

Mansur Yalçın ve Diğerleri davasında İslam’ın heterodox bir dalını oluşturan Alevi inancına sahip başvurucular, okullarda zorunlu din ve ahlak bilgisi dersinin İslam’ın Sünni anlayışı temelinde verildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Mahkeme, Türk eğitim sistemindeki din dersi müfredatının halen ebeveyinlerin inançlarına saygıyı sağlayacak yeterlilikte düzenlenmediğini gözlemlemektedir.
Sözleşme’nin 1 Numaralı Protokolünün 2. maddesinin Mahkeme tarafından ihlaline ilişkin tespiti daha önce Mahkeme’nin Hasan ve Eylem Zengin v. Türkiye kararında tespit ettiği yapısal sorundan kaynaklanmaktadır. Mahkeme, ayrıca Türkiye’nin, özellikle ailelerinin dini ve felsefi inançlarını açıklamak zorunda bırakmaksızın, çocukların din ve ahlak bilgisi derslerinden muaf tutulabileceği bir sistem oluşturarak durumu gidermek zorunda olduğuna hükmetmiştir.
 (Karar metni sadece Fransızca’dır)
Karara ilişkin ayrıntılara ilişkin Bianet’in haberleri için bkz.

Hiç yorum yok: