8 Temmuz 2014 Salı

Şener ve Şık v. Türkiye: İki araştırmacı gazetecinin bir yıldan daha fazla tutulması Sözleşme ihlalidir

Şık ve Şener Silivri Hapishanesinde havalandırmadalar
Bugün (8 Temmuz 2014 günü) Nedim Şener v. Türkiye (Başv.No.38270/11) ve Şık v. Türkiye (Başv. No. 53413/11) davalarında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi oybirliği ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin:

  • kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddesinin 3. fıkrasının;
  • tutmanın hukukiliği hakkında hızla karar verilmesi (habeas corpus) hakkını düzenleyen 5. maddesinin 4. fıkrasını;
  • ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesinin ihlal edildiğine 
hükmetti.

Dava, 2013 tarihinde darbe kışkırtıcılığından mahkum edilen Ergenekon suç örgütüne yardım ve yataklıkla itham edilen iki araştırmacı gazetecinin süregelen tutukluluklarına ilişkindir.

Mahkeme, gazeteci Şener ve Şık'ın bir yıldan fazla süren tutukluluğuna ilişkin yetkili mercilerin gerekçelerinin ne "yerinde" ne de "yeterli" olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, ne gazetecilerin ne de avukatlarının tutuklamanın haklılığına ilişkin gerekçelerin hukukiliğine karşı tatmin edici bir şekilde itiraz etme olanakları olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca "gerçekten de bu tür gözaltı/tutma tedbirleri Devlet organlarının tutum ve eylemlerini araştırma ve yorumlama faaliyeti yürütmek isteyen araştırmacı gazetecilerin kendilerine otosansür uygulamalarına neden olabilecek bir iklimin yaratılmasından sorumlu olduğu" yorumunda bulunmuştur.

Davaya ilişkin olgular

İlk davanın başvurucusu Nedim Şener 1966 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve İstanbul'da (Türkiye) yaşamaktadır. Kendisi esas olarak politikacı ve işadamlarının, Mafya tipi oluşumlarla ve terör örgütleriyle ilişkili belirli bazı güvenlik gücü mensuplarının suistimaller, istihbarat örgütünün  ve dini çevrelerin etkisi altındaki polisin işlediği suçlar üzerine çalışan bir araştırmacı gazetecidir.

İkinci davadaki başvurucu Ahmet Şık ise 1970 doğumludur ve İstanbul'da yaşamaktadır. Kendisi araştırmacı gazeteci, serbest muhabir, fotografçı ve yazarlık yapmaktadır. Makaleleri ifade özgürlüğü, çözülmemiş cinayetler, yargı sisteminin yürütülmesinden kaynaklanan sorunlar, polis şiddeti ve Kürt sorunudur.
Her iki gazeteci de gazetecilik faaliyetleri dolayısıyla pek çok ödülü bulunmaktadır.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 2007 tarihinde ülkede istikrarsızlık yaratmak amacıyla şiddet eylemlerinin planladığı ve uyguladığı ve askeri bir darbenin önünü açmayı amaçladığı iddia edilen Ergenekon suç örgütü üyelerine yönelik bir soruşturma başlatmıştır. Savcılık, ayrıca ordudaki subaylara, generallere, istihbarat teşkilatı mensuplarına, işadamlarına, politikacılara ve gazetecilere karşı ceza davası açmıştır. Bu kişiler ömür boyu hapis cezasını gerektiren anayasal demokratik düzeni devirmeyi amaçlayan bir darbeyi teşvik etmekle itham edilmişlerdir. Ergenekon ana davasında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların büyük çoğunluğunun hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetmiştir.
Polis, 3 Mart 2011 tarihinde Şener ve Şık'a ait evlerin ve işyerlerini aramıştır. İki gazeteci gözaltına alınmışlardır. Ahmet Şık'ın gözaltına alınması derhal ulusal ve aralarında Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ile Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün de bulunduğu uluslararası tepkiye neden olmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi yargıcı, 5 Mart 2011 tarihinde terör örgütü Ergenekon üyesi olmak şüphesiyle tutuklanmasına karar vermiştir. Aynı gün Nedim Şener'in polis tarafından ifadesi alınmış, ardından savcılık ve son olarak da İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi yargıcı tarafından sorgulanmıştır. Kendisi, diğer suçların yanında, Ergenekon soruşturmasını hayli ağır bir şekilde eleştiren bir kitap yazımına yardım etmek ve Ergenekon adına propogandayı yayan başka bir kitabın yazımına katkı sağlamakla suçlanmıştır. Şener ile ilgili olarak faaliyetlerini gizlemek ve kamu oyunu manüple etmek yoluyla örgüte yardım ve yataklık yapdığından şüphelenildiği belirtilmiştir. Kendisi derhal tutuklanmıştır.
Şener ve Şık tamamı reddedilen salıverilmeleri için çok sayıda başvuruda bulunmuşlardır.
Savcılık makamı 26 Ağustos 2011 tarihinde Ergenekon suç örgütüne yardım ve yataklık etmek ve İslamcıların Devlet yapılarına sızmasını destekleyen hükümeti suçlayan iki kitabın yazımına katkıda bulunmak ya da yardım etmekle suçlanmışlardır. Kitaplar, ayrıca Ergenekon yargılamalarının aynı İslamcı liderler tarafından hükümete muhalefeti bastırmak için amacından saptırılmış olduğunu ima etmekteydiler. Bu yargılamalar halen devam etmektedir.

Başvurucular, 12 Mart 2012 tarihinde salıverilmişlerdir.

Başvurucuların Şikayetleri

Nedim Şener, Sözleşme'nin işkence ve insanlıkdışı ya da aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3. maddesine dayanarak gözaltına alınmasının aşağılayıcı muamele oluşturduğunu ileri sürmüştür. Her iki başvurucu, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını öngören 5. maddenin 1 ve 3. fıkraları uyarınca tutuklanmalarına ilişkin yargısal kararların ve salıverilme taleplerinin reddine ilişkin kararların herhangi bir somut delile dayanmaksızın verildiğinden şikayetçi olmuşlardır. Sözleşme'nin, tutmanın hukukiliğinin hızlı bir şekilde denetlenmesi hakkını içeren 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, tutuklanmalarının hukukiliğine karşı etkili bir itirazda bulunamadıklarını; ayrıca yargısal makamların silahların eşitliği ve yargılamanın çelişikliği ilkelerini ihlal eder şekilde dosyadaki aleyhlerine delillerden haberdar olmalarının engellendiğini ileri sürmüşlerdir. Son olarak, ifade özgürlüğünü öngören 10. maddeye dayanarak, başvurucular tutuklanmaları ve tutukluluklarının devamı yönündeki kararlar nedeniyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.

Mahkeme'nin kararı

3. maddeye ilişkin olarak

Mahkeme, tutulmanın doğası gereği kaçınılmaz olanın ötesine geçen ya da Sözleşme'nin 3. maddesinin şart koştuğu asgari ağırlık eşiğini geçtiğini gösteren tutma koşullarının varlığını gösteren herhangi bir olgunun dava dosyasında bulunmadığına karar vermiştir. Bu nedenle bu şikayet reddedilmiştir.

5. maddenin 3. fıkrasına ilişkin olarak

Mahkeme, ilk başta başvurucuların yetkililer tarafından gözaltına alındığı ve sorgulandığı sırada suç örgütü üyeliğinden şüphelenildiği konusunda bilgilendirilmiş olduklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, "yargılama makamlarını etkileme" suçunun başvuruculara karşı suçlamaların temelini oluşturduğunu not etmektedir. Bununla birlikte, suçlama CMK'nın 100. maddesinin 3. fıkrasında suçlanan kişiye ilişkin kuvvetli şüphenin varlığının kabul edildiği katalog suçlardan birine ait değildir. Mahkeme'ye göre, soruşturma aşaması bağlamında bir yıldan fazla sanıkların tutuklu kalmalarının gerekli olup olmadıkları meselesi bu nedenle şüpheli bir hal almaktadır. 

Mahkeme ayrıca ceza yargılamasının ilk bir yılı süresince başvurucuların kefaletle salıverilme taleplerinin reddine dair kararların gerekçelendirilmemiş olduğunu not etmektedir. Mahkeme'ye göre, ayrıntılı gerekçelerin yokluğu başvurucuların tutukluluklarının devam etmesini gerektiğini gösteren somut kanıtların olmadığı anlamına gelmektedir. Klişe bir şekilde listelenmiş gerekçeler bu eksikliği gidermeye yeterli değildi.

Mahkeme, ayrıca Şener ve Şık'ın "kara propaganda" yöntemleri kullanmakla suçlanmalarının yargıya kamunun güvenini içten içe zedelediği düşüncesindedir. Mahkeme, böylesi bir eylemin Ceza Kanununda suç sayılmadığını tespit etmiştir. Mevcut kitapların gerçekdışı iddialar içermesi halinde bile, Mahkeme, iftira ya da yargılama makamlarını etkileme suçunun terör örgütüne üyelik ya da yardım suçlarından daha az ciddi niteliğinin bulunduğunu ve böylesi uzun bir süre tutukluluğa izin vermediğine işaret etmektedir. 

Mahkeme, bu nedenle başvurucuların soruşturmanın en başında "ciddi terör suçlarıyla" suçlanırlarken ve tutukluluklarının sürdürülmesi gerektiği varsayılırken, yetkililer tutma kararlarını, uzunluğunu haklı gösterecek ne "ilgili" ne de "yeterli" gerekçeler üzerinde temellendirmişlerdir.

Bu nedenle her iki davada da Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrası ihlal edilmiştir. 

5. maddenin 4. fıkrasına ilişkin

Mahkeme, tutmaya karşı itiraz usulünün çelişmeli ("adversarial") olmak ve savcılık ile tutulan kimseden oluşan taraflar arasındaki silahların eşitliğini güvence altına almak zorunda olduğunu, yinelemektedir. Ulusal yasama organı tarafından tercih edilen yöntem karşı tarafın sunulan herhangi bir görüşün farkında olmasını ve onlar hakkında yorumda bulunabilmek için gerçek bir fırsata sahip olmasını güvence altına almak zorundadır. 

Mahkeme , yargılama makamlarının Şener ve Şık'a karşı suçlamalarının esas olarak, başvuruculardan çok üçüncü kişilerin mekanlarından el konulmuş belge ve bilgisayar dosyalarından kaynaklandığını not etmektedir. Gizlilik gerekliliğine dayanarak, savcılık başvurucunun bu kilit nitelikteki delilleri incelemelerine izin vermeyi reddetmiştir. Mahkeme bu nedenle, ne başvurucuların ne de avukatlarının tutmanın hukukiliğine itiraz etmek için büyük önemi olan belgelerin içerikleri hakkında yeteri kadar bilgilendirilmemiş olduklarına karar vermiştir. Bu nedenle, her iki dava bakımından Sözleşme'nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiştir.

10. maddeye ilişkin

Mahkeme, başvurucuların böylesi uzun bir süre ilgili ve yeterli gerekçeler olmaksızın tutulurken, yargısal makamların başvurucuların kamu yararını ilgilendiren konularda görüşlerini açıklama hevesleri üzerinde soğuk duş etkisine ("chilling effect") neden olduklarına karar vermiştir. Bu anlamda [yargısal makamlar] gözetim tedbirlerini uygulayarak Devlet organlarının tutum ya da eylemleri hakkında araştırma yapma ya da yorumda bulunmayı planlayan herhangi bir gazeteci için bir oto-sansür ortamı yaratılmasından sorumludurlar. Başvurucuların tutuklanmaları ve bir yılın üzerinde tutuklu kalmaları herhangi bir sosyal ihtiyaç baskısına karşılık gelmemektedir. Mevcut tedbirler izlenen meşru amaçla orantılı değildir ve bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli bulunmamıştır. Bu nedenlerle, her iki davada da Sözleşme'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

Adil Tazmin

Mahkeme, Türkiye'nin Nedim Şener için 20.000 Euro, Ahmet Şık için 10.000 Euro manevi tazminat ödemesine karar vermiştir.

Karar metinleri sadece Fransızca olarak kaleme alınmışlardır.


Hiç yorum yok: