25 Ekim 2013 Cuma

Cezaların infazında meydana gelen değişiklikler geriye yürüyebilir mi?


 Del Río Prada v. İspanya (başvuru no. 42750/09) kararında Mahkeme, bu sorunun yanıtını olumsuz olarak veriyor. Özellikle cezanın kapsamının öngörülebilirliğini Sözleşme’nin 7. maddesi, infaz şeklini ise 5. maddesi bağlamında inceliyor ve her ikisinde de mahkumiyet cezası sonrası meydana gelen bir içtihat değişikliğinin başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığı (kesinlik ilkesi) sorusunu mevcut davanın koşulları ekseninde çözüme kavuşturuyor.
Kararın ayrıntılarını aşağıda bulabilirsiniz.

Mahkeme'nin Büyük Dairesi:
  •     15’e karşı 2 oyla (kanunsuz ceza olmaz ilkesini öngören) Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine;

·         oybirliğiyle 3 Temmuz 2008 tarihinden bugüne başvurucunun tutulmasının hukuki olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine; ve
·         16’ya karşı 1 oyla, davalı Devletin başvurucunun mümkün olan en kısa sürede salıverilmesini sağlamasına karar vermiştir.
Dava terör suçlarından hüküm giymiş bir kimsenin, hüküm giymesinden sonra Yüksek Mahkeme tarafından benimselen – “Parot Doktrini” olarak bilinen– yeni bir yaklaşım nedeniyle nihai salıverilme tarihinin ertelenmesiyle ilgilidir.
Mahkeme, başvurucunun hem Yüksek Mahkeme’nin Şubat 2006’da önceki içtihadından ayrılacağını, hem de bu değişikliğin kendisine uygulanacağını ve salıverilmesini 2 Temmuz 2008’den 27 Haziran 2017’ye kadar neredeyse dokuz yıl ertelenmesiyle sonuçlanacağını öngöremeyeceğine karar vermiştir. Bu yüzden başvurucu hüküm giydiği tarihte yürürlükte bulunan İspanyol hukuk sistemi uyarınca çekmesi gereken hapis cezasından daha uzun süre hapis yatmıştır. Dolayısıyla, kendisinin mümkün olan en erken tarihte salıverilmesini sağlama yükümlülüğü İspanyol makamlarına düşmektedir.

Davanın esasını oluşturan olgular

Başvurucu, Inés del Río Prada, 1958 doğumlu İspanyol vatandaşıdır ve halen Galiçya (İspanya) bölgesinde hapis cezasını çekmektedir. Aralık 1988 ve Mayıs 2000 tarihleri arasında hakkında sekiz ayrı ceza davası açılmış ve 1982 ile 1987 yılları arasında gerçekleştirilen terör saldırılarıyla bağlantılı değişik suçlardan dolayı bir dizi hapis cezası almıştır. Hakkındaki hapis cezalarının toplamı 3.000 yılın üzerindedir.
Bununla birlikte, ilgili tarihte yürürlükte bulunan 1973 tarihli Ceza Yasasının 70.2. maddesi uyarınca hüküm giyen bir hükümlünün “cezasını çekebileceği” (condena) azami süre 30 yıldı. Bu kural aynı zamanda, bayan del Río Prada’nın davasında olduğu gibi, eğer mevcut suçlar aralarında yasal ve kronolojik bağlantı yüzünden tek bir dava olarak işlem görmesi halinde, farklı davalarda verilmiş birden fazla cezaya (penas) da uygulanmaktaydı. Kasım 2000 tarihinde (diğerlerinin yanında terör suçlarına bakmaya yetkili Madrit’de konuşlu mahkeme) Audiencia Nacional başvurucunun mahkumuyetlerinin birleştirme kararı almış ve azami cezaya çarptırmıştır ki, böylece toplam 3.000 yıllık ceza 30 yıla düşmüştür.
Cezaların infazından sorumlu yargıçlar tarafından 1993 ila 2004 yılları arasında alınmış pek çok kararı müteakip, Bayan del Río Prada cezaevindeyken çalışması nedeniyle 1973 tarihli Ceza Kanunun 100. maddesine uygun olarak neredeyse dokuz yıla varan ceza indirimi sağlanmıştır. Nisan 2008 tarihinde, o tarihte Bayan del Río Prada’nın tutulduğu Murcia Cezaevi (İspanya) makamları azami ceza olan 30 yıldan yapılan bu indirimleri düşerek, salıverilme tarihinin 2 Temmuz 2008 olarak tespiti konusunda Audiencia Nacional’e talepte bulunmuşlardır.
Bu arada, İspanya Yüksek Mahkemesi cezaların indirilmesine ilişkin önceki içtihadından ayrılmıştır. Yüksek Mahkeme, 1973 tarihli Ceza Kanununun 70.2. maddesinde öngörülen 30 yıllık azami cezayı bütün indirim sebeplerinin uygulanacağı “yeni ve bağımsız bir hapis cezası” olarak tespit ettiği 8 Mart 1994 tarihli içtihadını 28 Şubat 2006 tarihinde değiştirmiş ve sanığın mahkum olduğu değişik mahkumiyet kararlarının artık bu kararlardan ayrı tek bir mahkumiyet kararı olarak görülmemesi gerektiğine; aksine hükümlünün azami cezasının tamamını cezaevinde geçirmesi gerektiğine hükmetmiştir. Böylece ceza indirimleri bundan böyle her bir cezaya ayrı olarak olarak uygulanmıştır.
Parot Doktrini” olarak bilinen– bu yeni yaklaşımın ışığında, Audiencia Nacional cezaevi makamlarından Bayan del Río Prada için talep ettikleri salıverilme tarihini değiştirmelerini ve Yüksek Mahkemenin yeni kararına uygun olarak yeni bir salıverilme tarihi hesaplamalarını istemiştir. Cezaevi makamlarının yeni talebi temelinde Audiencia Nacional 23 Haziran 2008 tarihli kararıyla başvurucunun nihai tahliye tarihini 27 Haziran 2017 olarak tespit etmiştir. Başvurucu’nun Audiencia Nacional’e yaptığı itiraz Temmuz 2008 tarihinde reddedilmiş; kendisinin Anayasa Mahkemesine yaptığı amparo başvurusu (Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu) Şubat 2009 tarihinde reddedilmiştir.

Başvurucunun şikâyetleri

Başvurucu (kanunsuz ceza olmaz ilkesini düzenleyen) Sözleşme’nin 7. maddesine dayanarak, Yüksek Mahkeme’nin hapis cezasındaki indirimlere dair içtihad değişikliğinin kendisinin hapis cezası almasından sonra geriye yürürlü olarak uygulandığından ve böylece hapis süresinin neredeyse dokuz yıl uzadığından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin kişi (kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen) 5§1. maddesi uyarınca,  ayrıca tutulmasının “hukukilik” ve “hukukun öngördüğü bir usule” uygunluk şartlarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Başvuru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 3 Ağustos 2009 tarihinde yapılmıştır. Mahkeme, 10 Temmuz 2012 tarihinde Sözleşme'nin 7 ve 5§1. maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. 4 Ekim 2012 tarihinde Hükümet, Sözleşme'nin 43. maddesi uyarınca davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini talep etmiştir. Büyük Daire’nin ilgili kurulu 22 Ekim 2012 tarihinde bu talebi kabul etmiştir. Büyük Daire 20 Mart 2013 tarihinde duruşma yapmıştır.

Mahkeme’nin kararı

7. madde (kanunsuz ceza olmaz ilkesi)

İlk olarak, Mahkeme, ulusal yasa ve İspanyol mahkemelerinin uygulamaları çerçevesinde Bayan, del Río Prada’nın çarptırıldığı “cezanın” kapsamını tespite girişmiştir. 1973 tarihli Ceza Kanununun 70.2. maddesinden bir hükümlünün “cezasını çekebileceği süre” (condena) kavramının, sanığın cezalandırılmasına yol açan değişik kararlarda öngörülen, azami 30 yıl hapis cezası süresine karşılık gelen, “mahkumiyetler” (penas) den farklılık gösterdiği anlaşılmaktadır. Aynı zamanda, 1973 tarihli Ceza Kanunun 100. maddesi, birden fazla hapis cezasının birleştirilerek sabit bir azami hapis cezasına dönüştürülen mahkûmiyetlere böylesi indirimlerin nasıl uygulanacağına dair bir açıklık taşımamasına rağmen, cezaevindeki çalışması nedeniyle mahkûmlara cezalarında indirim sağlanmasını öngörmektedir.
Yüksek Mahkemenin Şubat 2006 tarihli içtihadıyla oluşturduğu “Parot Doktrini”nden önce, bu hükümlerin içerdiği belirsizliğe rağmen, aynı kişiye verilmiş birden fazla mahkûmiyetin birleştirilerek ve cekilecek azami cezayı sabitleyerek, sanığın mahkûm olduğu her bir tekil mahkumiyet üzerinden değil,  azami 30 yıllık hapis cezası üzerinden indirime gidilmesi İspanyol cezaevleri ve yargısal makamları istikrar kazanmış uygulamasıydı. Gerçekten de Mart 1994 tarihli kararında Yüksek Mahkeme’nin kendisi bu yaklaşımı onaylamıştır.
Bu yüzden, Şubat 2006 tarihli içtihat değişikliğine kadar, Bayan del Río Prada gibi 1973 tarihli Ceza Kanunu uyarınca çok geniş sayıda mahkûma uygulanmıştır. Bu nedenle, başvurucunun kendisine de aynı şekilde muamele edileceğine inanmak için nedenleri vardır. Başka bir ifadeyle, hem suçların işlendiği tarihte, hem de Audiencia Nacional 2000 yılında mahkumiyetleri birleştirmeye ve sınırlı bir hapis cezasına karar verdiğinde, mahkemelerin uygulaması dahil, İspanyol hukuku Bayan del Río Prada’nın azami 30 yıl hapis cezası olarak kendisine verilen “cezanın” kapsamını kavrayabilmesi bakımından yeterince kesinlik içermekteydi.
İkinci olarak, Mahkeme “Parot Doktrininin” Bayan del Río Prada’ya uygulanmasının salt mahkûmiyetinin “infaz şeklini” değiştirip değiştirmediği ya da aksine, kapsamını etkileyip etkilemediğini tespet etmeye girişmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, bir “ceza” oluşturan tedbirler ile “infazın şekline” ilişkin tedbirler arasında ayrım bakımından, teorik olarak sadece ikincisinin Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamına girdiğini yinelemektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, bu ayrımın uygulamada her zaman belirgin olmadığına işaret etmiştir. Kesin mahkûmiyet hükmünden sonra ya da ceza çekilirken Devletin aldığı tedbirler, doğal olarak dava mahkemesi tarafından verilen “cezanın” kapsamının yeniden belirlenmesine ya da değiştirilmesine neden olabilir. Bu yüzden, Mahkeme, her davada ulusal hukuk uyarınca verilen “cezanın” ya da başka bir ifadeyle, gerçek niteliğinin ne olduğunu incelemek zorundadır.
Mevcut davada, Bayan del Río Prada’ya uygulanan ceza indirimlerinin toplam süresi –yaklaşık olarak dokuz yıl– davasını ele alan mahkemelerin hiçbiri tarafından tartışma konusu yapılmamıştır.
Bu nedenle, Audiencia Nacional’in Bayan del Río Prada’nın nihai salıverilme tarihini Haziran 2017 tarihine kadar erteleyen Haziran 2008 tarihli kararı, bu indirimlere hak kazanıp kazanmadığından çok bu indirimlerin nasıl uygulanacağıyla ilgilidir.
“Parot Doktrininin” Bayan del Río Prada’nın durumuna uygulanması hak etmesi gereken ceza indirimlerine anlamlı bir etkisi olmasına engel olmuştur. Birden çok ceza almış olan başvurucu mevcut durumda indirimlerinin hiçbir etkisinin olmadığı 30 yıllık cezasını çekmek zorundadır. Bu nedenle Audiencia Nacional’in “Parot Doktrini” çerçevesinde ceza indirimlerinin hesaplanmasında kullandığı yeni yöntem salt Bayan del Río Prada’ya verilmiş cezanın “infaz şeklini” değiştirmemekte, aynı zamanda “kapsamının” da yeniden tanımlanmasına neden olmaktadır. Bu yapılarak,  23 Haziran 2008 tarihli karar 7. madde kapsamına girmektedir.
Üçüncü ve son olarak, Mahkeme, “Parot Doktrininin” makul bir şekilde öngörülebilir olup olmadığını tespite girişmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, Bayan del Río Prada’nın ceza indirimlerini uygulayan sistem değişikliğinin 2006’da Yüksek Mahkeme’nin yeni bir hukuki yorumundan kaynaklandığını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkame’nin, bu yeni yorumun anlaşılır bir içtihadi gelişim çizgisiyle uyumlu olup olmadığını tespit etmesi gerekmektedir. Ancak, ilgili tek emsal karar, daha sonra Şubat 2006 tarihli kararıyla zıt bir yaklaşım benimseyeceği Mart 1994 tarihli karardır. Dahası Mart 1994 tarihli içtihattan önce bile, cezaevi ve yargı makamlarının sistematik uygulaması hapisteki çalışmanın azami 30 yıllık hapis süresinden indirim uygulamak şeklinde olmuştur. Dolayısıyla, Bayan del Río Prada’ya değişik hapis cezalarının verildiği ve kararların birleştirilip, hakkında azami hapis cezasının verildiği bildirildiği tarihte Şubat 2006 tarihli Yüksek Mahkeme içtihadı doğruldusunda herhangi bir anlaşılır içtihadi gelişim çizgisi olduğuna dair hiçbir işaret yoktu. Bu yüzden Bayan del Río Prada’nın “Parot Doktrininin” uygulanmasıyla sonuçlanacak önceki içtihatta değişikliği öngörmek ya da bunun bir sonucu olarak, Audiencia Nacional’in ceza indirimlerini kendisine verilen her bir ceza hükmünü dikkate alarak uygulayacağına inanması için herhangi bir sebep bulunmamaktaydı.
Bu nedenlerle, Mahkeme, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

5 § 1. madde (kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı)

Herşeyden önce, Mahkeme, “ceza” ve “infazın şekli”nin amaçları açısından yapılacak bir ayrımın 5§1. madde bakımından belirleyici olmadığını belirtmektedir. Bir hapis cezasının “infazı” ile ilgili tedbirler, özgürlük mahrumiyetinin gerçek süresinin kısmen cezanın uygulanmasına bağlı olduğundan 5§1. madde tarafından korunan özgürlük hakkını etkileyebilir. Bundan dolayı, hüküm mahkemesi tarafından verildiği için “ceza”ya 7. madde uygulanırken, 5. madde tutmanın sonucuna uygulanır.
Mevcut davada, Mahkeme, başvurucunun hukukun öngördüğü bir usule uygun olarak yetkili bir mahkeme tarafından hapis cezasına çarptırıldığından şüphe duymamaktadır. Gerçekten de Bayan del Río Prada’nın kendisi de cezaevi makamları tarafından nihai tahliye tarihi olarak talep edilen 2 Temmuz 2008 tarihine kadar tutulmasının hukukiliğini tartışma konusu yapmamıştır. Bununla birlikte, tespiti gereken mesele bu tarihten sonra tutmanın devamının hukuki olup olmadığıdır. Bu ise başvurucunun ilk mahkûmiyet tarihi ile daha sonraki tutma dönemi boyunca, 2 Temmuz 2008 tarihini aşacak şekilde tutulmasının devam etmesine izin veren “hukuk”un başvurusunda yeterli bir şekilde öngörülüp öngörülemeyeceğidir.
Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlalini tespite neden olan görüşlerin ışığında, Mahkeme, Bayan del Río Prada’nın cezaevindeki çalışmasının ceza indirimlerine uygulanma yönteminin Yüksek Mahkeme’nin Şubat 2006 tarihli kararıyla içtihat değişikliğine gitmesinin bir sonucu olarak kendisinin durumuna yeni hesaplama yaklaşımının uygulanacağını makul olarak öngöremeyeceği sonucuna varmıştır. “Parot Doktrininin” Bayan del Río Prada’nın davasına uygulanmasında fazladan yatacağı süre yaklaşık dokuz yıldır. Dolayısıyla, kendisi hukuka uygun olarak aldığı ceza indirimleri dikkate alınarak, mahkûmiyet aldığı tarihte yürürlükte olan İspanyol hukuk sistemi uyarınca çekmesi gereken hapis cezası süresinden daha uzun bir hapislik yatmıştır.
Bu nedenlerle Mahkeme, Bayan del Río Prada’nın 3 Temmuz 2008 tarihinden beri hukuka uygun olmayan bir şekilde tutulmasının 5§1. maddeyi ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

46. madde (kararların bağlayıcılığı ve infazı)
Sözleşme'nin 46. maddesi uyarınca, Yüksek Sözleşmeci Taraflar, tarafı oldukları davalarda verilen ve infazının Bakanlar Komitesi tarafından denetleneceği nihai kararlara uymakla yükümlüdür. Davalı Devletin 46. madde uyarınca üstlendiği yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak için belirli bazı durumlarda, Mahkeme, ihlal tespitinin yapılmasına neden olan duruma bir son verilmesi için alınması gerekli bireysel ve/veya genel tedbirlerin tipini göstermek isteyebilir.
Bazen tespit edilen ihlalin niteliği giderim gerektiren tedbirler bakımından gerçek bir seçenek bırakmadığında, Mahkeme salt belirli bir bireysel tedbir gösterebilir. Mevcut davanın somut koşulları ve tespit edilen ihlallerin acilen sona erdirilmesi ihtiyacını dikkate alarak, Mahkeme, Bayan del Río Prada’nın mümkün olan en erken tarihte salıverilmesini sağlamanın İspanyol makamlarına düştüğü görüşündedir.
Adil Tazmin (41. madde)
Mahkeme, ona karşı yedi oyla, manevi zarar bakımından İspanya’nın Bayan del Río Prada’ya üç ay içinde 30.000 euro (EUR) ve ayrıca oybirliği ile masraf ve ücretler bakımından 1.500 euro ödemesine hükmetmiştir.


Hiç yorum yok: