18 Temmuz 2013 Perşembe

AİHM: Barışçıl olmayan gösteriyi dağıtırken polis orantılı güç kullanmalı

Son günlerde Gezi Olayları ile güncellik kazanmasından mıdır nedir; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme), polisin toplumsal gösterilerde orantısız güç kullandığının tespit edildiği kararlar peş peşe gelmeye başladı. Bu kararlar içinde şüphesiz üzerinde durulmaya değer olanlar var. Ancak yaptırım gücü bakımından özellikle Yaşa ve Diğerleri v. Türkiye kararı şimdiden köşe taşı kararlar arasında yerini aldığını söyleyebiliriz. Bu kararda, Mahkeme, ilk defa Türkiye’de polisin göz yaşartıcı gaz ya da biber gazı kullanmak konusunda yasal düzenlemelerinin yetersiz olduğu tespiti yaparak yapısal bir eksiklik olarak gördüğü bu durumun giderilmesi için kararlarının infazına ilişkin Sözleşme’nin 46. maddesine ilişkin özel tespitlerde bulunmuştur.
Bunun konumuz bakımından anlamı, Hükümetin bu kararın infazını izleyen Bakanlar Komitesi’ne salt Mahkeme tarafından hükmedilen tazminatı ödeyip, sorunu geçiştiremeyecek olması. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu dosyanın infaz edilerek işlemden kaldırılması için Hükümetin bir daha aynı ihlalin yaşanmaması için genel nitelikli yasal düzenlemeler anlamında köklü değişiklikler gerçekleştirdiğini de kanıtlaması gerekecek. Aksi halde, bu karar Avrupa Konseyindeki her platformda Hükümetin karşısına çıkabilir.
Kararın ayrıntısına geçmeden önce, yine Yaşa ve Diğerleri kararı öncesinde 9 Temmuz 2013 tarihinde yine Mahkeme tarafından ihlal bulgulanan Subaşı ve Çoban v. Türkiye (Başv. No. 20129/07) kararının Atılım Üniversitesi’nden Dr. D. Çiğdem SEVER tarafından yapılmış çevirisine de buradan erişebilirsiniz. Sayın Sever’e emeği ve bu emeği bizlerle paylaşma inceleğini gösterdiği için ayrıca teşekkür etmek isterim.

Şimdi Abdullah Yaşa ve diğerleri v. Türkiye kararının ayrıntılarını incelemeye geçebiliriz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme), Abdullah Yaşa ve diğerleri v. Türkiye Davasında (Başvuru No. 44827/08) 16 Temmuz 2013 tarihinde verdiği ancak henüz kesinleşmemiş olan Daire kararında1 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinin (işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine oybirliği ile karar verdi.
On dört PKK (Kürdistan İşçi Partisi) üyesinin meydana gelen bir silahlı çatışma sonucu ölümü üzerine Diyarbakır’da çok sayıda –yasadışı- gösteri düzenlendi. Barışçıl olmayan bu gösteriler sırasında meydana gelen şiddet olaylarında on bir gösterici yaşamını yitirmiştir.
29 Mart 2006 günü, o tarihte 13 yaşında olan başvurucu, bir biber gazı kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaralanmıştır.
Mahkeme, kararda da belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kararların bağlayıcılığı ve infazını düzenleyen 46. maddesi uyarınca biber gazı kullanımından kaynaklanan yaralama ve ölüm riskinin asgari seviyeye çekilebilmesi için, biber gazının doğru kullanımını garanti altına alan kuralların pekiştirilmesini gerekli görmektedir.

Başvuruya konu olaylar

Başvurucu Abdullah Yaşa («A.Y.») Diyarbakır’da ikamet eden bir Türk vatandaşıdır.
Olayların cereyan ettiği tarihte A.Y. 13 yaşındadır.
On dört PKK üyesinin 24 Mart 2006’da meydana gelen bir silahlı çatışma sonucu ölmesi üzerine, 28 ile 31 Mart 2006 tarihleri arasında, Diyarbakır’da çok sayıda yasadışı gösteri düzenlenmiştir. Bu gösteriler sırasında on bir gösterici yaşamını yitirmiştir.
29 Mart 2006 günü, gösteri yapılmakta olan bir alanın yakınında bulunan A.Y., kendi ifadesine göre teyzesine gittiği sırada, polisler tarafından atılan bir biber gazı kapsülünün burnuna isabet etmesi sonucu yaralanmış ve aynı gün hastaneye kaldırılarak ameliyata alınmıştır.
Başvurucu, 14 Nisan 2006 günü, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na polisler aleyhinde yetkiyi kötüye kullanma ve kasten yaralamadan suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık, başvurucunun şikayeti konusunda 6 Kasım 2007 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.
25 Şubat 2008 tarihinde, terör örgütü üyesi olmak, bu örgüt lehinde propaganda yapmak ve polise mukavemetten başvurucu aleyhinde kamu davası açılmıştır.
Cumhuriyet Savcısı, yargılama sırasında davanın esasına ilişkin mütalaasında, yeterli delil olmaması sebebiyle başvurucunun beraatını talep etmiştir. Savcı, mütalaasında, gösteriye ilişkin görüntü kayıtlarının Ankara Kriminal Polis Laboratuvarları Müdürlüğü tarafından yapılan incelemesi sonucunda, başvurucunun söz konusu gösteri yürüyüşüne katıldığını kanıtlayan bir bulguya rastlanmadığının altını çizmiştir.
10 Temmuz 2008 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, Savcı’nın mütalaasına uygun olarak A.Y.’nin beraatına karar vermiştir.
Mahkeme önündeki yargılama sırasında Hükümet, güvenlik güçleri tarafından çekilmiş bir video kaydını Mahkeme’ye sunmuştur. Bu video kaydında, göstericilerin çoğunlukla 18 yaş altı gençlerden oluştuğu, bazılarının yüzlerinin gizlenmiş olduğu ve güvenlik güçlerine taş attıkları görülmekteydi. Bazı görüntülerde başvurucu da göstericiler arasında görülmektedir ancak başvurucunun göstericilerden biri olduğunun kesin bir şekilde ortaya konması mümkün değildir.
Kayıtlardan, başvurucunun, bir biber gazı kapsülüne hedef olduğu tespit edilmekle birlikte, polisin gaz kapsülünü ne şekilde attığı belirgin şekilde görülememektedir.
Başvurucunun aldığı darbe dikkate alındığında, atış eğik bir atışa değil, doğrudan ve düz bir atışa benzemektedir.

Başvurucuların şikayetleri

Sözleşme’nin 3. maddesine (işkence yasağı, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele) ve 13 maddesine (etkili başvuru hakkı) dayanarak, başvurucu A.Y. polisin orantısız güç kullanmış olmasından ve bu konuda etkili bir soruşturma yürütülmemiş olmasından şikayet etmektedir.
Dava konusu başvuru Avrupa insan Hakları Mahkemesi’ne 10 Eylül 2008 tarihinde sunulmuştur.

Mahkeme’nin Kararı

İşkence yasağı, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele nedeniyle ihlal iddiaları

Mahkeme, polisin göstericileri dağıtmak için biber gazı kullandığı anın öncesi ve sonrasının video kaydına alındığını ve bu kayıtların gerçekliği konusunda herhangi bir kuşkunun bulunmadığını belirlemiştir.
Mahkeme, video kayıtlarının ve dosyadaki bütün belgelerin incelenmesinden, söz konusu gösterinin barışçıl nitelikte bir gösteri olmadığını gözlemlemiştir. Kayıtlardan, göstericilerin güvenlik güçlerine doğru taş atmakta olduğu görülmektedir.
Bu nedenle, göstericilerin biber gazı kullanılarak dağıtılması Sözleşme’nin 3. Maddesi bakımından başlı başına bir sorun oluşturmamaktadır. Ancak, sorun salt biber gazı kullanılıp kullanılmaması değil, bir gaz kapsülünün göstericilere doğru fırlatılmış olmasıdır.
Zira, bir gaz kapsülünün bir fırlatıcı vasıtasıyla atılması, kapsül fırlatıcısı uygunsuz bir şekilde kullanıldığı takdirde, ağır yaralanma ve hatta ölüm riski yaratmaktadır. Kullanılan aygıtın yarattığı tehlike göz önüne alındığında, Mahkeme, bu davada, potansiyel olarak ölüme sebebiyet verebilecek bir kuvvet kullanımı konusunda geliştirdiği içtihadının uygulanması gerektiği görüşündedir.
Polis operasyonlarına ulusal hukuk tarafından sadece izin verilmekle kalınmayıp bunlar aynı zamanda, yine bu hukuk içerisinde, keyfiliğe, yetki aşımına ve kaçınılabilecek kazalara karşı uygun ve etkili bir güvence sistemi çerçevesinde yeterince sınırlandırılmış olmalıdır.
Mahkeme, A.Y.’nin gösteri yürüyüşüne katılıp katılmadığının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığına dikkat çekmektedir.
Mahkeme, gaz kapsülünün atılma şeklinin belirlenmesi için gereken incelemeyi yapma sorumluluğunun Hükümet’e ait olduğunu düşünmektedir.
Hükümet’in, başvurucunun iddialarını çürütebilecek herhangi bir delil sunmamış olması karşısında, Mahkeme, gaz kapsülünün doğrudan ve düz bir atışla fırlatıldığını kabul etmektedir.
Bir fırlatma aygıtı vasıtası ile yapılan bu doğrudan ve düz biber gazı kapsülü atışının, ciddi ve hatta ölümcül yaralanmalara neden olabileceği dikkate alındığında, uygun bir polis müdahalesi olarak değerlendirilmesi mümkün gözükmemektedir.
Bunlara ek olarak, Mahkeme, olayların cereyan ettiği dönemde, Türk hukukunda, toplu gösterilerde biber gazı kullanımını düzenleyen hiçbir hüküm ve yönergenin bulunmadığını tespit etmiştir.
Diyarbakır’da meydana gelen olaylarda, iki kişinin gaz kapsülü isabet etmesi sonucu öldüğü ve başvurucunun da yaralandığı dikkate alındığında, polis memurlarının büyük bir serbesti içinde faaliyet gösterip ölçüsüz inisiyatifler alabildikleri sonucuna varılabilir. Eğer, polisler uygun bir eğitim ve yerinde talimatlar almış olsalardı olayların sonuçları muhtemelen farklı olabilirdi.
Böylesi bir durum, çağdaş ve demokratik Avrupa toplumlarında bireyin bedensel bütünlüğünün korunması alanında istenen seviyeyi karşılamamaktadır.
Sözleşme’nin 3. maddesinin şartları çerçevesinde, başvurucunun maruz kaldığı güç kullanımı, içinde bulunulan duruma uygun bir karşılık olmadığı gibi, ulaşılması amaçlanan hedef ile, yani barışçıl olmayan bir gösterinin dağıtılması hedefi ile de orantılı değildir.
Başvurucunun bedeninde tespit edilmiş olan yaralar, başvurucunun tutumuna karşı polisin başvurması gereken orantılı güç kullanımının neden olabileceği yaralardan çok daha ağırdır.
Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.

Adil Tazmin (41. Madde)

Mahkeme, Türkiye’nin Abdullah Yaşa’ya bütün zararları için 15 000 euro (EUR), masraf ve giderleri için ise, 5 000 EUR ödemesine karar vermiştir.

Madde 46

Mahkeme, olayların meydana geldiği dönemde, Türk hukukunda gösteri yürüyüşleri sırasında biber gazı kullanımını düzenleyen hiçbir özel hüküm ve bunların kullanımı ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine yönelik hiçbir yönergenin bulunmadığını saptamıştır.
Mahkeme, 15 Şubat 2008 tarihinde, biber gazının kullanım koşullarını belirleyen bir genelgenin bütün güvenlik birimlerine gönderildiğini not etmektedir.
Bununla birlikte, Mahkeme, biber gazı kullanımından kaynaklanan yaralanma ve ölüm riskinin asgariye indirilebilmesi amacıyla, biber gazının doğru ve uygun bir şekilde kullanımını garanti altına alan kuralların pekiştirilmesini gerekli görmektedir.

Karara sadece Fransızca olarak Mahkeme'nin arama motoru HUDOC'tan erişmek mümkündür.

Hiç yorum yok: