22 Mayıs 2013 Çarşamba

AİHM: Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu tüketilmeli

1.        İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, beklendiği üzere geçtiğimiz Salı günü, Hasan Uzun v. Türkiye (14 Mayıs 2013–[10755/13]) davasında, oy çokluğu ile (5’e karşı 2 oyla), kabuledilmezlik kararı vermiştir.
2.        Kararda benim açımdan dikkat çeken hususların başında, Mahkeme’nin denetimini 6216 sayılı Kanun ile getirilen Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru yolunun bir Sözleşme’nin 35. maddesi anlamında bir “başvuru yolu” olarak nitelenip nitelenemeyeceği meselesi ile sınırlamış olması gelmektedir.
3.        Başka bir deyişle, bu başvuru yolunun teorik ve pratik olarak “etkili” olup olmadığı konusu Hasan Uzun v. Türkiye kabuledilemezlik kararının konusunu oluşturmamaktadır. Mahkeme kararın sonunda, bu yöndeki bir husus önüne gelirse, kanıt yükünün davalı Hükümetin üzerinde olacağını açıkça belirtmiştir. Böylece Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun “etkililiğine” ilişkin yapılabilecek başvuruların önünü kapatmadığını göstermektedir.
4.        Dikkat çeken bir başka nokta, anılan kabuledilemezlik kararının 5’e karşı 2 oyla alınmış olmasıdır. Kabuledilemezlik kararlarında genellikle karşı oy şerhleri bulunmadığından karşı oy veren yargıçların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunu neden yeterli görmediklerini bilemiyoruz. Ancak bu tarz bir itirazın varlığı bile aslında Anayasa Mahkemesi’nin bireysel şikâyet yolunun daha önce değişik yazarlarca ileri sürülen zaaflarına ilişkin eleştirilerin Mahkeme nezdinde karşılık bulduğu yorumunu kolaylıkla çıkarsayabiliriz.
5.        Daha henüz yeterli içtihadi birikimi olmayan bir mahkemenin etkili iç hukuk yolu olup olmadığı noktasında bile Mahkeme’nin oybirliği ile karar vermemiş olması, Anayasa Mahkemesi’ne işleviyle ilgili olarak Mahkeme’nin açık bir çek vermediği yönünde güçlü bir mesaj olarak yorumlanmalı.
6.        Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuru hakkı sağlayan yeni kanun yolunun başlıca özelliklerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin doğrudan ve ivedi olarak telafi ve tazmini hususunda Anayasa Mahkemesi’ni gerekli ölçüde yetkili kıldığını tespit etmiştir.

Olayların Özeti
7.        Başvurucu Hasan Uzun, 1937 doğumlu ve Muğla’da yaşayan bir Türk vatandaşıdır. 1 Haziran 2009 tarihinde, başvurucu Hasan Uzun’a karşı, bir üçüncü şahıs tarafından, birbirine komşu iki arsanın sınırının belirlenmesi konusundaki ihtilaftan ötürü, tapu kaydının düzeltilmesi davası açılmıştır.
8.        22 Eylül 2001 tarihinde, Muğla Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi raporu, keşif tutanağı ve çeşitli tanık beyanlarını nazara alarak, Hasan Uzun’a ait arsanın bir kısmının, davacı üçüncü şahıs adına tesciline karar vermiştir. Hasan Uzun, bazı usulî hataların varlığı iddiası ile temyiz başvurusunda bulunmuş, Yargıtay, 25 Eylül 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Şikâyetler
9.        Dava konusu başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 Ocak 2013 tarihinde sunulmuştur.
10.    Başvurucu, Sözleşme’nin 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 14. maddesini (ayrımcılık yasağı) ileri sürerek, dava konusu arsa üzerinde, tanıklar ve bilirkişilerin huzurunda yapılan keşfin, usule aykırı olarak, ilk başta kararlaştırılan günden bir gün önce yapıldığından ve kendi iki tanığının bu tarih değişikliğinden usulünce haberdar edilmediklerinden şikâyet etmektedir.

Mahkeme’nin Kararı

Madde 35 § 1: İç hukuk yollarının tüketilmesi sorunu
11.    Daha önceleri de Sözleşme’ye taraf devletlerden biri tarafından, çok sayıda başvuru yapılmasına neden olan yapısal bir problemden doğan ihlali tespit eden bir ilke kararı vermesinden sonra oluşturulan iç hukuk yoluna dair görüşlerini Mahkeme içtihatlarıyla ortaya koymuştur. Yapısal bir problemi telafi etme hususunda iç hukukta tesis edilen bir başvuru mekanizması söz konusu olduğunda, bu konuda kendisine yapılmış olan mükerrer başvurular hakkında kabuledilmezlik kararı vermiştir (bkz., Aydın İçyer v. Türkiye, 16 Ocak 2006 tarihli kabuledilemezlik kararı).
12.    Aynı şekilde, temel hak ve özgürlüklerin korunması için kurulan bir hukukî yol söz konusu olduğunda, mağdur olduğunu düşünen kişinin, bu yolu denemesi gerektiğine işaret etmiştir.
13.    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa), 13 Mayıs 2010 tarihinde değiştirilen
14.    148. maddesinin 3. fıkrası, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından korunan hak ve özgürlüklere dair bireysel başvuruların da, olağan kanun yollarının tüketilmesinden sonra incelenerek karara bağlanması hususunda yetki vermiştir. 6216 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşmiş kararlar, bireysel başvuruya konu olabilmektedir.
15.    6216 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak başvurular, AYM Yazı İşleri Müdürlüğü’ne, ulusal mahkemelere ve AYM’ye iletilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış Temsilciliklerine, olağan kanun yollarının tüketilmesinden itibaren 30 gün içinde yapılabilecektir. AYM’ye başvuru usulü, Yargıtay’a yapılan başvuru usulü ile benzerlik göstermekte olup, buna ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugüne kadar herhangi bir sorun tespit etmemiştir. Başvuranlar, başvurularını ulusal mahkemeler aracılığıyla da işleme koydurabildiklerinden, karışık bir usulî yol izlemek veya AYM’ye bizzat giderek başvurularını iletmek külfeti altında değillerdir. 30 günlük başvuru süresi de esas itibariyle makul olup, geçerli bir mazeret ileri sürülmesi şartıyla 15 günlük ek başvuru süresi de öngörülmüştür. Ayrıca, bu başvuru yoluna ilişkin başvuru harcı da (yaklaşık 84 EUR) aşırı görünmemekte, ayrıca başvurucular için adli yardımdan faydalanma imkânı da sağlanmaktadır.
16.    Mahkeme, AYM’nin, ilgili makamlardan her türlü bilgi ve belgeyi talep etme yetkisine haiz olduğunu ve Daire’ler arasında olası içtihat farklılıklarını giderecek usul ve yöntemlerin de öngörülmüş olduğunu tespit etmektedir.
17.    Mahkeme, aynı zamanda, AYM’nin, ilgilinin haklarının korunmasını teminen kamusal makamların eylemlerine karşı ihtiyati tedbir kararı verme yetkisinin bulunduğunu ve aynı zamanda, 6216 sayılı Kanun’un, AYM’nin yetkisini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin kabul ettiği Protokolleri de kapsayacak şekilde düzenlediğini gözlemlemektedir.
18.    Mahkeme, kanun koyucunun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sağlanan korumaya eşdeğer bir koruma mekanizması tesis etme niyetinden şüphe etmemektedir. Gerçekten, 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin 6. Fıkrası ile 50. maddesinin 1. fıkrası ve AYM İç Tüzüğü’nün 79. maddesinin 1 fıkrasının d bendi uyarınca, bireysel başvurunun esastan incelenmesi, insan hakları ve temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesine ve eğer ihlal söz konusu ise, ihlale son verecek nitelikte bir telafi doğrultusunda hüküm verilmesine imkân sağlamaktadır.
19.    İhlal, bir yargı kararından kaynaklanmakta ise, dava dosyası, ihlale son verilmesi ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yargılamanın yenilenmesi için yetkili mahkemeye iade edilebilmektedir. Yargılamanın yenilenmesi konusunda ilgilinin menfaati olmadığı takdirde, başvuru sahibine uygun bir tazminat ödenmesine karar verilebilir veya kendisine yetkili mahkemelere başvurarak yeni bir dava açması yolunda çağrı yapılabilir.
20.    Mahkeme, bu hususlardan başka, AYM’de hâlihazırda görev yapan üye sayısının 17’ye yükseltildiğini ve ilgili kanunla Anayasa Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nün iyi işleyişini sağlamaya yetecek ölçüde önemli bir kaynak ayrıldığını da tespit etmektedir.
21.    Hasan Uzun’un başvurusuna ilişkin iç hukuk yolunun 25 Eylül 2012 tarihinde tüketilmiş olduğu ve 6216 sayılı kanun uyarınca, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen kararlar için açık olduğu hususları dikkate alınarak, Hasan Uzun’un Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş olması gerektiğine hükmedilmiştir.
22.    Böylelikle, iç hukuk yolları tüketilmediğinden, başvuru hakkında kabuledilmezlik kararı verilmiştir.
23.    Mahkeme, ikincillik ilkesi doğrultusunda iç hukuk yollarını tüketmekle mükellef başvurucuların sunduğu her türlü şikâyeti son merci olarak inceleme yetkisi ile, Anayasa Mahkemesi’nin içtihadının kendi içtihadıyla uyumunu denetleme yetkisini muhafaza ettiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle mevcut karar, söz konusu bireysel başvuru yolunun etkili olup olmadığı konusunda bir tespit içermemektedir. Bu yolun teoride olduğu kadar uygulamada da etkin olduğunu ispat yükümlülüğü davalı Devlet’e ait olacaktır.

Hiç yorum yok: