18 Nisan 2013 Perşembe

AİHM: Devletin acil tıbbi tedavi sağlamada ihmali yaşam hakkı ihlalidir


Acil tedavisi gereken hamile bir kadına tıbbi yardımda bulunulmaması Sözleşme’nin 2. madde ihlalidir

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 9 Nisan 2013 tarihinde Mehmet Şentürk and Bekir Şentürk v. Türkiye (13423/09) davasında oybirliği ile aldığı sonkararını açıklamıştır:

Hamile bir kadının farklı hastanelere ait tıbbi personelin bir dizi yanlış teşhisi ve durumunun kritik olduğunun anlaşılması sonrasında acil tıbbi müdahalede bulunulmamasına bağlı olarak ölümüne ilişkin davada, Mahkeme, yaşam hakkını güvence altına alan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinin mevcut olayda ihlal edilmiş olduğunu tespit etmiştir.

 Mahkeme, ölen hamile kadının hastane yetkililerine atfedilen bariz eksiklikler ve uygun acil tedaviye erişim olanağını ortadan kaldırmış olmalarının kurbanı olduğu tespitinde bulunmuştur. Mahkeme, bir Devletin, bireyin fiziksel esenliğini koruma görevini yerine getirmemesinin Sözleşme’nin 2. maddesinin esasına ilişkin boyutunun ihlalini oluşturacağını yinelemiştir. Mahkeme, ceza soruşturmasındaki eksikliklere ilişkin tespitlerini de dikkate alarak, ayrıca 2. maddenin usuli boyutunun da ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Davaya ilişkin olgular

Başvurucular’dan Mehmet Şentürk ve oğlu Bekir Şentürk, sırasıyla 1966 ve 1993 doğumlu Türk vatandaşlarıdır ve İzmir’in Bayraklı semtinde yaşamaktadırlar.

İlk başvurucunun eşi Bayan Şentürk, 11 Mart 2000 tarihinde sekiz aylık hamileyken Karşıyaka Devlet Hastanesi’ne ağrı şikâyetiyle başvurmuştur. Bir ebe tarafından muayene edilmiş ve bu ebe nöbetçi doktorun da muayene etmesi gerektiğine karar vermiştir.

Bunun üzerine çift Bayan Şentürk’ün nöbetçi doktor çağırılmaksızın yeniden bir ebe tarafından muayene edildiği İzmir Devlet Hastanesine gitmiştir. Bayan Şentürk’ün ağrıları devam ettiği için, kendisini Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürmüştür. Burada kendisine ilaç tedavisi başlatan bir ürolog tarafından muayene edilmiştir.

Bayan Şentürk’ün eve dönmesine rağmen ağrılarının azalmaması üzerine, o akşam Ege Üniversitesi Hastanesine kabulü yapılmıştır. Burada bir acil doktoru tarafından muayene edilmiş ve bebeğin öldüğü tespit edilmiştir. Bayan Şentürk’e çocuğun alınması için ameliyata girmesi gerektiği söylenmiştir ve başvuruculara göre, kendilerinden hastaneye kabulleri ve ameliyata alınmaları için belirli bir miktar paranın yatırılması gerektiği söylenmiştir. Bu miktarda paraya sahip olmadıkları için çift İzmir Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’ne gönderilmiştir. Ambulansla nakledilirken Bayan Şentürk herhangi bir tıbbi yardım alamadan yolda ölmüştür.  


Ölümün sorumluluğunu belirlemek için Sağlık Bakanlığı bir soruşturma başlatmış ve sorumluluğu hastaneler arasında paylaştırmıştır. Birinci başvurucu, yargılamanın uzun süredir sürüncemede bırakılmasının zamanaşımına neden olabileceğine ilişkin olarak yargıçtan soruşturmayı hızlandırması talebinde bulunmuştur.

Ceza Mahkemesi 18 Mart 2008 tarihinde hükmünü vermiş; başvurucular karardan tatmin olmadıkları için bu hükmün temyiz etmişlerdir. Yargıtay 2010 yılında davayı zamanaşımı nedeniyle düşürmüştür.

Başvurucuların şikayetleri

Başvurucular, ilgili tıbbi personelin ihmalinin sonucu olarak karısının / annesinin ve taşıdığı bebeğin yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Bayan Şentürk’ün tedavisinin yapılmamasından kaynaklanan acı ve üzüntülerine göndermede bulunarak Sözleşme'nin (işkence ve insanlıkdışı ya da aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen) 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Son olarak, sağlık ve hukuk sisteminin etkisizliğine ek olarak ceza yargılamasının uzunluğu ile iç hukuk yolunun bulunmamasından dolayı 6. madde ile 13. maddenin ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuşlardır. Başvurucular şikâyetlerine ilişkin olarak İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 17 Şubat 2009 tarihinde başvurmuşlardır.

Mahkeme’nin kararı

2. Madde: Yaşam Hakkı

Mahkeme, ilk olarak, yeterli tıbbi bakımın sağlanması yoluyla hastanın fiziksel esenliğinin korunması için ulusal mercilerin kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarının tespitini yapmakla işe başlamıştır.

Mahkeme, ilgili tıbbi personelin bazılarının cezai sorumluluklarının bulunduğuna ilişkin olarak ilk derece mahkemesi tarafından tespitte bulunulduğunu not etmiştir. Ulusal mahkeme bu kararını verirken doktorların teşhislerinde ağır hatalara ve hasta nakline ilişkin eksikliklere vurgu yapan Türk yetkililer tarafından yürütülen soruşturma tespitlerine dayanmıştır.

Mahkeme, hastanın tedaviyi reddetmek için gerekli bilgilendirilmiş onamının alınmadığı ve bu nedenle, en azından hastanın durumunun ciddiliği hususunda şüphe bulunmadığından, ulusal mercilerin kendisini tedavi etme sorumluluğunun bulunduğu kanısındadır.  Dolayısıyla, Mahkeme, tek başına 2. maddenin esasına ilişkin boyutunun ihlalini oluşturan uygun acil tedaviye erişiminin yadsınmış olduğuna karar vermiştir.

Sonrasında, Mahkeme, Türk makamlarının olaylara ışık tutabilecek bir soruşturma yürütüp yürütmediğini incelemiştir. Tıbbi ortamda, yetkililerin hızlı müdahalesinin kamuya güvenin ve hukuk devletinin sürdürülmesinde yaşamsal önemi bulunmaktadır. Ancak, bu davada, üç yılı basitçe ceza soruşturmasını başlatabilmek için idari soruşturmayla geçirilen ve derhal incelenme şartını karşılamayacak şekilde yargılama toplamda dokuz yıldan fazla sürmüştür
İzlenen usul bakımından, Mahkeme, hastanede ölüm halinde, Türkiye’de hem medeni hem de ceza yargılaması yürütmenin mümkün olduğunu not etmiştir. Bununla birlikte yaşamı tehlikeye atmakla sorumlu kimseler bir suçla suçlanmaz ya da soruşturulmazlarsa, bu 2. madde ihlalini oluşturur. Mahkeme, aynısının hastanede bir hastaya tıbbi yardımda bulunulmaması halinde de geçerli olduğunu not etmiştir.

Mevcut davada, Türk ceza usul hukuku, ilgili tıbbi personelin bütünüyle sorumluluğunu tespit etme olanağı sağlamakta ve bu da 2. maddenin ikinci bir ihlaline yol açmaktadır.

Son olarak, Mahkeme doğmamış çocuğun da Sözleşme'nin 2. maddesi kapsamına girdiğine ilişkin başvurucuların şikâyetinin incelenmesine gerek olmadığına hükmetmiştir.  Yaşamın başlangıcının bilimsel ve hukuki olarak tespiti konusunda bir Avrupa konsensüsünün bulunmaması nedeniyle, Mahkeme’nin daha önceki bir davada (Vo v. Fransa) tespit etmiş olduğu üzere, Devletler bu bakımdan geniş bir takdir marjından yararlanmaktadır. Fetüsün yaşamı yakından annesine bağlantılı ve onun alacağı tedaviye bağlıydı. Dolayısıyla, Mahkeme başvurucuların bu konuya ilişkin şikayetlerinin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.

Sözleşme'nin 3, 6 ve 13. maddeleri ile 1 Numaralı Protokolün 1. maddesi

Sözleşme'nin 2. maddesine ilişkin tespitleri dikkate alarak, Mahkeme, Sözleşme'nin 3, 6 ve 13. maddesi ile 1 Numaralı Protokolün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.

Adil Tazmin (41. madde)

Mahkeme, Türkiye’nin başvuruculara manevi zarar olarak 65.000 Avro ve avukatlık ücreti ve dava giderleri olarak daha önce alınmış olan 850 Avro tutarındaki adli yardım miktarı düşülerek 4.000 Avro ödemesine hükmetmiştir. 

Hiç yorum yok: