12 Ekim 2012 Cuma

El Haski v. Belçika: Suçluların iadesi bakımından yeni kanıt standardı

Başvurucu Hasan El-Haski yargılaması sırasında

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi 25 Eylül 2012 tarihinde  Belçika mahkemeleri tarafından işkence sonucu elde edilmiş bulunan ifadelerin ceza yargılamasında dosyaya alınmasının yargılamanın bütününü adaletsiz kıldığı ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlalini biçimlediğini oybirliği ile yinelediği yeni bir karar verdi. El Haski v. Belçika (649/08) kararı Mahkeme'nin bu konuda daha önceki içtihatlarını teyit etmek bir yana özellikle işkence ve kötü muamele ile elde edildiği iddia edilen deliller bakımından iddiaların kanıtlanmasına ilişkin standartları başvurucu lehine gevşetiyor. Aşağıda kararın kısa bir özetini bulacaksınız:

Davaya ilişkin olgular

Fas vatandaşı olan başvurucu İslami teoloji eğitimi almak üzere 1993-2002 tarihleri arasında Suriye'ye gitmiş; bu süre içinde iki defa Afganistan'ı ziyaret etmiş ve orada askeri eğitim almıştır. 

2002 tarihinde ülkesine döndükten sonra yeniden Fas'tan ayrılmış; bu defa değişik istihbarat örgütlerince arandığı için önce Ekim 2002 tarihinde Suudi Arabistan'a gitmiş: 2004 başında oradan sahte bir pasaportla Türkiye üzerinden Belçika'ya geçmiştir. 

9 Ocak 2003 tarihinde Belçika'da açılan bir soruşturma sırasında, Devlet Güvenlik Servisi tarafından  verilen bilgi temelinde gerçekleştirilen yakalama ve aramaların sonuçları çerçevesinde başvurucu bir terörist grubun (Fas İslami Savaşçı Grubu ya da "GICM") eylemlerine katılmaktan yakalanmış ve suçlanmıştır. Başvurucu 29 Ağustos 2005 tarihinde Brüksel Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıştır. 

Bu dava dosyasına Fas makamları tarafından 2003 tarihindeki Kazablanka bombalamalarını müteakip açılan yargılamalarla ilgili olarak elde edilmiş kanıtlar eklenmiştir. Bu kanıtlar, başvurucunun bir akrabasının GICM'e katılması ve eylemlerini açıklayan ifadelerdi. 

Başvurucu, 16 Şubat 2006 tarihinde yedi yıl hapis cezası ile 2,500 Avro para cezasına çarptırılmıştır. Bu karara başvurucu Brüksel Temyiz Mahkemesi’nde itiraz etmiştir. 

Başvurucu, itirazında Sözleşme'nin 3. maddesine (işkence ve kötü muamele yasağı) aykırı olarak elde edildiğini iddia ettiği Fas'da alınmış ifadelerin dosyadan çıkarılmasını talep etmiştir.

Başvurucunun ilgili kanıtın elde edilme biçimine ilişkin "makul bir kuşku" duyulmasına neden olacak yeni bir delil sunmadığını dikkate alarak, İtiraz mahkemesi talebini reddetmiş ve diğerlerinin yanında, Fas makamlarının sunduğu belgelere dayanarak kararı onamıştır.

Başvurucu bu defa ilgili karara esas yönünden itiraz etmiş; ancak bu talebi de 27 Haziran 2007 tarihinde reddedilmiştir.

Başvurucunun şikayetleri

Başvurucu, Sözleşme'nin 6. maddesine dayalı olarak, ulusal mahkemelerin esas olarak bir terör örgütünün eylemlerine katıldığına ilişkin mahkûmiyetinin Sözleşme gerekleriyle bağdaşmayan koşullarda elde edilmiş güvenilmez delillere dayalı olarak verildiğinden şikayetçi olmuştur.

Başvurucu, özellikle Brüksel İtiraz Mahkemesi'nin kararına önemli ölçüde 


Mahkeme’nin kararı

Mahkeme, ceza yargılamasında 3. madde ihlali sonucunda elde edilmiş ifadelerin kabulünün yargılamayı bütünüyle adaletsiz kılacağını ve 6. madde ihlali oluşturacağını yinelemiştir. Mevcut ifadelerin 3. maddeye aykırı muamele sonucu elde edilmiş olup olmadığının kanıtlanması konusunda ise Mahkeme Othman (Abu Qatada) v. Birleşik Krallık (no. 8139/09) davasında geliştirilen gerekçeye göndermede bulunmuştur. Böylece, başka bir Devletin yargısal sistemi işkence ve kötü muamele iddialarının bağımsız, tarafsız ve ciddi olarak incelenmesine yönelik olarak sanığın bir ifadenin dava dosyasından çıkarılmasını talep edebilmesi için gerçek güvenceler sağlamıyorsa, bu durum söz konusu delilin böylesi bir muamele ile elde edilmiş olmasının “gerçek bir risk” olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir.

Birleşmiş Milletler ve hükümet dışı örgütlerin birçok kararını temel alarak, Mahkeme, söz konusu tarihte Fas Yargısal Sisteminin, işkence, insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele iddialarının bağımsız, tarafsız ve ciddi olarak incelenmesi için gerçek güvenceler sunmadığını not etmiştir. Mahkeme, içtihatlarına uygun olarak ifadelerin işkence ve kötü muamele ile elde edilmiş olduğuna dair “gerçek bir risk” bulunduğunu ulusal mahkemeye göstermiş olmasını yeterli bulmuştur. Mahkeme, bu bakımdan söz konusu ifadelerin 16 Mayıs 2003 tarihli Kazablanka bombalamalarını izleyen soruşturma ve yargılamalar sırasında Fas’da sorgulanan şüphelilerden alındığını ve yukarıda belirtilen raporların o tarihte 3. maddeye aykırı muamele yöntemleri kullanılarak ifadelerin alınmış olduğuna ilişkin “gerçek bir risk”in varlığını gösterdiğini not etmiştir. Bu yüzden, Sözleşme'nin 6. maddesi ulusal mahkemelerin öncelikle böylesi yöntemlerle elde edildiğinden emin olmaksızın delil olarak bunların dosyaya alınmamasını gerektirir.

Ancak, Brüksel Temyiz Mahkemesi sadece başvurucunun ifadelerin dosyadan çıkarılması talebini reddederken delil üzerinde “makul şüphe” uyandırma kapasitesi olan “somut delil” sunmamış olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, bu yüzden 6. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Mahkeme’nin gerekçesine ilişkin gözlemler

Bu davada Mahkeme Othman davasında geliştirilmiş bulunan yaklaşımın izlenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu tutum –mantıklı görünmekle birlikte– en nihayetinde El Haski ve Othman davaları farklı meselelerle ilgili olduğu için Mahkeme’nin içtihatları bakımından başlı başına yeni bir gelişme olarak görülmelidir. Othman davasında Mahkeme, başvurucunun 6. maddede güvence altına alınan haklarının Ürdün’e iade edilirse orada kendisine karşı açılacak yeniden yargılanma davasında aleyhine kullanılacak delillerin işkence ile elde edilmiş olduğuna ilişkin gerçek bir tehlike bulunduğundan ihlal edilebileceğine hükmetmişti. El Haski davasında ise başvurucu zaten bir Avrupa Konseyi’ne üye Devlette yargılanmakta ve yargılamasının adil olmadığını iddia etmekteydi. Othman davasındakinden farklı olarak El Haski davasında başvurucu ülkesindeki yargılama sırasında kullanılan ifadelerin üçüncü kişilerden elde edilmiş tanık ifadelerinin kötü muamele yoluyla alındığını yüzeysel olarak bile gösterebilecek herhangi bir somut kanıta dayanmamış olması önemli bir ayrım olarak öne çıkmaktadır.

Öte yandan, başvurucu üçüncü kişilerden elde edilen ifadelerin 3. maddeye aykırı olduğunu iddia ederken söz konusu muamelenin niteliğine ilişkin hiçbir açıklama getirmemektedir. Buna karşın, Othman davasında Mahkeme, muameleyi işkence olarak nitelendirmişti. Böylece, özellikle suçluların [Avrupa Konseyi’ne üye olmayan] üçüncü bir ülkeye iadesiyle bağlantılı davalarda Mahkeme işkence ve kötü muamele bakımından “gerçek bir tehlike” bulunduğunu iddia eden başvurucuların iddialarıyla ilgili kanıt standardını El Haski kararıyla son derece esnek bir zemine oturtmuş oluyor. Mahkeme, başvurucuya daha ağır bir kanıt yükü zorunluluğu getirmenin adil olmayacağı görüşünü bu kararıyla açıkça ortaya koydu. Bu kararın benzer sorunların hızla Mahkeme önüne taşınması sonucunu doğuracağı ve Taraf Devletler ile Mahkeme arasında bu konuda yeni bir fay hattını belirgin hale getireceğini düşünüyorum. Dolayısıyla, bu kararın yerleşik bir içtihada dönüştüğünü söyleyebilmek için bu konudaki yeni kararları yakından izlemeye ihtiyaç var.

Karara Fransızca olarak Mahkeme’nin HUDOC arama motorundan erişmek mümkün.

Hiç yorum yok: