27 Haziran 2012 Çarşamba

Türkiye'nin Kurumsal Nefret Söylemi Sorunu

Nefret Söylemi Şiddeti Doğurur
Aslında bir önceki yazımın devamını getirmekti niyetim. Ancak, bugünkü gazetelerdeki birkaç haber ve yorum nefret söyleminin nasıl kurumsal bir biçimde Devlet eliyle şekillendirildiğini bana gösterdi. Kuşkusuz gündelik örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu esaslı bir araştırmanın konusu bence ve nefret söyleminin günlük yaşamdaki görünümüne ilişkin araştırmalar ne yazık ki, çok az gerçekleşiyor ve gerçekleşenlerin de pek azı kamuoyunun gündeminde yer bulabiliyor.

Önce Taraf Gazetesindeki bir haber dikkatimi Milli Eğitim sistemi içindeki nefret söyleminin nasıl içselleştirildiği ve buradan bütün topluma nasıl yayıldığı üzerine düşünmeme yol açtı. Bu konuda öncelikle eğitim müfredatından ve onu yöneten zihniyetin daha demokrasi ve insan haklarını içselleştirmiş bir zihinsel dönüşümüne ihtiyaç var sanırım. Haberin ayrıntılarına bakalım:

"Bir süre önce İstanbul Kartal’da İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara Yunus Zeyrek imzalı, Ermeni sorununu konu edinen Bu Dosyayı Kaldırıyorum adlı kitap ücretsiz olarak dağıtıldı. Kitapda Orhan Pamuk, Can Dündar gibi yazarların yazılarından parçalar alarak ırkçı ve ayrımcı ifadeler kullandı. “Ermenilerden özür diliyorum” kampanyasına katılan isimler tek tek sıralanarak pek çok yazar ve gazeteci “İçimizdeki şeytan”, “Gizli Ermeni”, “Kansız”, “Soysuz”, “Zıpçıktı”, “Besleme kalem takımı” olarak tanımlandı. Irkçı ifadelerin yer aldığı kitapta Ermeniler “Bir ihanetin anatomisi”, “Böyle komşu düşman başına”, “Kuşatmanın yerli işbirlikçileri” şeklinde başlıklarla anlatıldı."

Ancak konumuz bakımından haber bundan sonra başlıyor. CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, bu hususu Milli Eğitim Bakanının yanıtlaması istemiyle soru önergesine dönüştürüyor.

Öğüt'ün soruşu aynen şöyle: “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Kindar gençlik’ açıklamasının ardından bu kitapların öğrencilere dağıtılması tesadüf müdür?” ve “Dağıtımı yapılan kitabın içeriği nefret suçları kapsamına girmekte midir?”

Bakan Dinçer'in yanıtı şöyle:  “İstanbul Valiliği’nce konuya ilişkin olarak sözkonusu kitapların bir bölüm öğrenciye Kartal Kaymakamı tarafından hediye edildiği, bahsi geçen kitabın hiçbir bölümünde hiçbir kişinin hedef alınmadığı ancak Ermeni iddiaları ile ilgili yazılanlar ve yapılan faaliyetler konusunda milli refleksle hareket edilerek mizahi bir tarzda eleştiri yapıldığı belirtilmiştir.”

21 Haziran tarihli yazıda anılan ilkeler ve AİHM içtihatları çerçevesinde yorumu sizlere bırakıyorum.

İkinci haber, Radikal Gazetesinden bir yorum. Orhan Kemal Cengiz kendisinin de Malatya'daki Zirve Yayınevinde çalışan üç misyoner Protestan'ın katledilmesine ilişkin davanın ikinci iddianamesinde bu katliama giden yolların taşlarının nasıl kurumsal bir örgütlenme ile adım adım döşendiğini gösteren şifreleri çözümlüyordu. Bir ucu Trabzondaki Katolik rahip Santoro cinayetine, öteki ucu Hrant Dink cinayetine uzanan devlet içindeki bu örgütlenmenin adım adım nefret söylemini yayarak nasıl çalıştığını da o günlerin zehirli siyasi atmosferini yaşayanlar iyi hatırlayacaktır.

Bu süreç Ergenekon davaları yoluyla kesilmeseydi, nasıl bir yöne evrilebileceği sorusunu düşündürtüyor bana. Bu soru üzerinde kafa yormak isteyenlere önerim, Ruanda'da 1994 yılında gerçekleşen soykırımı tetikleyen propoganda mekanizmasının nasıl nefret söylemini etkili bir pervasızlıkla kullandığını incelemeleridir. Bilgi için Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin 3 Aralık 2003 tarihli "Prosecutor v. Ferdinand Nahimana, Jean-Bosco Barayagwiza, Hasan Ngeze kararı (Case No. ICTR-99-52-T) ile konuya ilişkin ayrıntılı bir arkaplan bilgisi arayanlar, "Ruanda'dan İnsanlığa Kalan Miras" adlı makalemi (Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi - Sayı 1, İstanbul - Ocak-Mart 2004, s. 107-117) okuyabilirler. 

Uzun sözün özü, bireysel nefret söyleminden daha tehlikeli görülmesi gereken şey, devletin söz konusu söylemi kurumsal olarak hoş görmesi, desteklemesi ve hatta bunu tekrar tekrar üretmesidir. Bu konuda farkındalık yaratmak adına almamız gereken daha çok uzun bir yol olduğu açıkça görülüyor.

Hiç yorum yok: