22 Mayıs 2012 Salı

Altunay v. Türkiye: tazminatsız tapu iptali nedeniyle AİHM'e giden davalar sil baştan



Altunay v. Türkiye kararıyla Mahkeme bir kez daha, kendisine başvuru yapıldıktan sonra ulusal hukukuta yeni bir başvuru yolu ortaya çıktığını gerekçe göstererek geçmişe yürürlü olarak oyunun kurallarını değiştiriyor. Benzer bir uygulama daha önce köy boşaltmalara ilişkin olarak 5233 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra da Mahkeme tarafından benimsenmişti (bkz. İçyer v. Türkiye kabuledilemezlik kararı, 12 Ocak 2006– 18888/02).
Yargıtay’ın orman arazisi olduğu gerekçesiyle iptal edilen tapular için tazminat talep edilebilmesine olanak tanıyan yeni yaklaşımı nedeniyle Mahkeme Altunay v. Türkiye (15 Mayıs 2012–42936/07) davasında benzer nitelikli başvurulara uygulanmak üzere tüketilmesi gerekli etkili bir iç hukuk yolu oluştuğundan bahisle kabuledilemezlik kararı verdi.
Dava ulusal mahkemelerin, “orman arazisinin” bir parçası olarak sınıflandırılan arazilerin tapularının iptalinin sonucu olarak başvurucuların zararları için Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabilmesini mümkün kılan Kasım 2009 tarihinden itibaren geliştirdikleri yaklaşım değişikliğiyle ilgilidir. 

Davaya konu olgular

Başvurucu Mehmet Altunay 1956 doğumludur ve Konya’da yaşamaktadır.
Başvurucu 1999 yılında (Karaman İli) Ermenek İlçesinin Çavuş Köyünde tarım arazisi olarak sınıflandırılmış tapulu bir arazinin sahibi olarak tapu kütüğüne kaydedilmiştir.
Orman Genel Müdürlüğü (“yetkililer”) 10 Mayıs 2004 tarihinde Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinde arazinin kendi adına tapuya kaydedildiği dönemde orman arazisinin bir parçası olduğu gerekçesiyle tapu iptali davası açmıştır. Yetkililer 1999 tarihinde kadastro kayıtlarının güncellendiğini göz ardı etmişler ve bu durumun gözlerinden kaçmış olduğunu ileri sürmüşlerdir. 22 Kasım 2004 tarihinde yerel mahkeme kendi incelemesi ve bilirkişi raporu çerçevesinde yetkililerin davasını reddetmiştir.
Yargıtay, yerel mahkeme hükmünü eksik inceleme gerekçesiyle bozmuş ve dosyayı eksikliklerin tamamlanması için iade etmiştir.
2 Kasım 2006 tarihinde yeni keşif ve bilirkişi raporu temelinde yerel mahkeme başvurucunun tapu belgesini “orman arazisi” Hazine’ye ait olduğu için iptal etmiştir.
Başvurucunun temyiz talebi Yargıtay tarafından 27 Mart 2007 tarihli kararla reddedilmiş ve ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
İç hukuktaki gelişmeler
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Kasım 2009 tarihinde bu konudaki daha önceki kararından dönmüştür. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin bu konudaki içtihatlarına dayanarak, tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı sorumlu olduğundan Devleti sorumlu tutabileceğine hükmetmiştir. Son olarak özel kişilerin tapularının ait olduğu arazilerin orman arazisi olduğu için iptal edildiğinde Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca tazminat talep edebileceklerini ilan etmiştir.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, Ekim 2011 tarihinde, taşınmaz mülkiyeti iptal edilerek Hazineye devredilen herkesin Medeni Kanunun 1007. maddesi ve Borçlar Kanunun 125. uyarınca 10 yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceklerine hükmetmiştir. Yargıtay tapu kayıtlarındaki düzensizlikler nedeniyle Devletin kusursuz sorumluluğu bulunduğunu ve tazminat miktarının mevcut arazinin kullanımı, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal bedeline bakarak tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Başvurucunun şikâyeti
Sözleşme'nin 1 Nolu Protokolünün 1. maddesine dayanarak, başvurucu tazminat ödenmeksizin mülkiyetini kaybetmiş oluşunun mülkiyetinden barışçıl olarak yararlanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme’nin kararı
Hükümet, başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmediği itirazında bulunmuştur. Hükümet, Devletin tapu kayıtlarının tutulmasından kaynaklanan zararlardan dolayı Devletin sorumluluğunu öngören Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca tazminat elde edebileceğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, Mahkeme’nin içtihatlarına dayanarak, başvurunun yapıldığı tarihte ulusal mahkemeler önünde tazminat talep etme olanağının bulunmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme, ulusal hukuk ve uygulamadaki yapısal ya da genel eksikliklerin tespit edildiği koşullarda benzer davaların Mahkeme önüne getirilmesinden kaçınmak için izlenebilecek en uygun stratejinin davalı Hükümetin var olan başvuru yollarının etkililiğini gözden geçirmek, yenilerini oluşturmak olduğunu yinelemektedir. Bundan dolayı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetiminde, Mahkeme’nin bir dizi benzer davada ihlal tespitini yinelememesi için, eğer uygun olursa geriye yürürlü olarak gerekli adımları atmanın ulusal mercilere düşmektedir. Aksi halde, mevcut durum Sözleşme tarafından kurulan insan haklarının korunması mekanizmasını tehdit edebilir.
Bu konuda 8 Temmuz 2008 tarihli Turgut ve Diğerleri v. Türkiye kararından beri 40’a yakın hüküm vermiş olduğu ve aynı konuda Mahkeme’nin önünde halen yüzlerce davanın beklediği olgusu, tapulama [davalarının] usulünde tazminatsız iptalin sistematik bir sorun olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle, ulusal mahkemeler, Mahkeme’nin kararlarını esas alarak, yaklaşımlarını değiştirmişlerdir. Yargıtay, 2009 yılının sonunda Medeni Kanunun 1007. maddesinin uygulanmasına ilişkin pozisyonundan geri dönmüş ve orman arazisi olarak nitelendirildiği için mülkiyetinden mahrum olmuş olan kimselerin açtığı tazminat davalarını kabul etmiştir. Bu yaklaşım sonraki birçok kararda da teyit edilmiştir. Yargıtay 2011’de orman arazisinin parçası olduğu gerekçesiyle mülkiyetlerinden mahrum olan özel kişilerin buna ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde kayıplarının gerçek değerini karşılayan bir tazminat talebinde bulunabileceklerine hükmetmiştir. Yargıtay ayrıca tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine de dikkat çekmiştir. Bu başvuru yolu halen düzenli olarak kullanılmakta ve ulusal mahkemeler Mahkeme’nin içtihatlarını ve Sözleşme’nin 1 Nolu Protokolünün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uygulamaktadırlar.
Bu nedenle, Mahkeme başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden (27 Mayıs 2007) itibaren 10 yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini gözlemlemiştir. Başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu dikkate alarak başvurunun oybirliğiyle kabuledilemez olduğuna hükmetmiştir.
Karar aslı Fransızca olarak kaleme alınmıştır.

3 yorum:

eacar41@comcast.net dedi ki...

Artik Turkiye Cumhuriyetine ve adaletine hic guvenim yok.Su anda tapu iptali davasi ile (Binbir yalan ustune kurulu)ugrasiyoruz .Bursa 5 Asliye hukukta.Bilirkisi raporlari yok ediliyor ,sonradan olma koy merasi/devlet ormani komsulugu soz ediliyor ve 1953 deki iade sebepleri gormemezlikten geliniyor vs.Arazime el konulacak ve ben tazminat acma hakkina sahip olacagim.Bir baska deyisle 25 seneden beri davalarla devlet irzimiza gecti ve hala geciyor ama ne mutlu tazminat hakkimi taniyorlar.Ne kadar tazminat ne kadar muddet icinde . Hadi oradan olmaz olsun boyle tazminat hakki .AIHM i bile yildiran sistem ve dusunce tarzi nelere bas vurup gunu gun etmeye calisiyor.

Hasan Kemal Elban dedi ki...

Yaşadıklarınız alana hakim avukatlar için çok tanıdık. Ancak, tahminime göre AİHM önündeki yargılamalara pek de aşina olmayan biri olarak AİHM'in ruh halini de bir yere kadar doğru yakaladığınızı düşünüyorum.

AİHM'in bu kararı önüne gelen davalardan yılgınlık gösterdiğinin açık bir belirtisi. Temyiz merci görevini yerine getirmezken, AİHM'den temyiz merci olmasını bekleyemezsiniz.

Adsız dedi ki...

Türkiye vatandaşları bu kararla Hollanda askerlerince Birleşmiş Milletler kampında sırplara teslim edilen Bosnalı müslümanların durumuna düşürülmüş bulunmaktadır. Omzuna koyun postu koymuş kurtlara çaresiz kuzular teslim edilmektedir.