20 Nisan 2012 Cuma

İnsanlığa karşı suçlar ve Janowiec v. Rusya kararı

Mahkeme geçtiğimiz pazartesi günü (16/04/2012) Stalin döneminde 1940 yılında Polonya'nın  Katyn adlı ormanlık bölgesinde gerçekleştirilen toplu katliama ilişkin mağdurların yakınlarının Rusya'ya karşı başvurularına (55508/07 ve 29520/09)  ilişkin kararını verdi. Janowiec ve Diğerleri kararı bir çok yönden Mahkeme'nin daha önce verdiği Streletz, Kessler ve Krenz v. Almanya (34044/96, 35532/97 ve 44801/98), Kononov v. Letonya (36376/04) ve Polednova v. Çek Cumhuriyeti (2615/10) kararlarının izinden gidiyor ve bu içtihatları  geliştiriyor. Janowiec ve Diğerlerini önceleyen kararlara ilişkin yorumlar için ilgilenenlerin Osman Doğru'nun Radikal Gazetesinde yakınlarda yayınlanan makalesini okumaları salık verilir. Bugün bu karara ilişkin yorumu konuk yazar olarak genç akademisyen arkadaşımız Hülya Dinçer'e bırakmak istiyorum. Aşağıda onun bu karara ilişkin yorumunu bulacaksınız.



Janowiec kararında Mahkeme'nin, Rusya'yı 1940'da gerçekleştirilen katliamı etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması temelinde, yaşam hakkının usuli güvencesinin ihlali nedeniyle mahkum etmediği görülüyor. Mahkeme, ölümlerle ilgili cezai soruşturmaların önemli bölümünün Rusya'nın Sözleşme'yi onaylamasından önce gerçekleştirildiği gerekçesiyle zaman bakımından yetkisiz olduğuna karar verdi. Stalin'in emriyle yapılan katliamın bir savaş suçu ve insanlığa karşı suç olması nedeniyle Sözleşme değerleriyle bağdaşmadığını ve zaman aşımına uğramayacağını vurgulamakla birlikte Mahkeme, "post-ratification" döneminde, yani Rusya'nın Sözleşme'ye taraf olduğu 1998 tarihinden sonraki dönemde Sözleşme değerleriyle ölümler arasında bir bağlantı kurulmasını sağlayacak ve Rusya'nın soruşturma yükümlülüğünü "refresh" edecek nitelikte yeni bir delil unsurunun ortaya çıkmadığına karar verdi. 

Karardan anlaşıldığı üzere Polonyalı askerlerin infaz kararını içeren yazışmalar 1992'de kamuoyuna açılmış ve Mahkeme bu tarihten sonraki dönemde, özellikle de 1998'den sonra  soruşturma yükümlülüğünü yeniden canlandıracak, uzak geçmişle post-ratification dönemi arasında köprü kurabilecek nitelikte yeni bir delilin, aydınlatıcı bilginin ortaya çıkmadığını söylüyor. 

Özetle Mahkeme yaşam hakkının usuli güvencelerinin ihlali iddiası bakımından zaman yönünden yetkisizlik kararı verdi.

Fakat başvurucuların çoğunun askerlerin öldürüldüğü dönemde çocukluk çağında olan yakınları olduğunu dikkate alan Mahkeme bu kişiler bakımından, Rus yetkililerce olayın aydınlatılmasını sağlayacak nitelikte etkili soruşturma yapılmamasından dolayı, kayıp yakınlarının akıbetlerinden uzun süre haber alamamaları nedeniyle uzun ve belirsiz bir acıya maruz kalmaları sonucunda insanlık dışı muameleye maruz kaldıkları sonucuna vardı. Bu arada babaları kaybolduktan sonra doğan 5 başvurucu bakımından da başvuruyu kabul edilemez buldu.

Yani ihlali 2. maddeden değil, sadece ölenlerin yakınlarının maruz kaldığı acının insanlık dışı niteliği nedeniyle 3. maddeden verdi.

 Mahkeme'nin kararını tersinden okursak; Dersim katliamını düşündüğümüzde, Başbakanlık arşivlerinin açılmasıyla birlikte bir sürü yeni bilginin ortaya çıktığı dikkate alınırsa, katliamla ilgili Erzincan, Tunceli ve Hozat Savcılıklarının verdiği takipsizlik kararları karşısında İHAM'da, bu kez yaşam hakkının ihlali açısından da, sonuç alma şansı yüksek görünüyor.

Hiç yorum yok: