18 Aralık 2011 Pazar

Üreme Sağlığı Haklarına İlişkin AİHM İçtihatları – I –

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin üreme sağlığı ile bağlantılı olarak oldukça ilginç sayılabilecek bir içtihadî birikim oluşmuş durumda. Bir kısmı Sözleşme'ye Taraf Devletlerin kendi özgül durumlarından kaynaklanan kararların önemli bir kısmını özellikle üreme sağlığında son yıllarda teknolojik gelişimin doğurduğu etik sorunlara verilmiş utangaç yanıtlar olarak görmek mümkün. Utangaç diye nitelememin bir nedeni var. Bu içtihatlarda Mahkeme kendi kararlarının meşruiyet temelini sağlam tutabilmek için bir Avrupa oydaşması (konsensusu) aradığına tanık oluyoruz. Takdir edilebileceği gibi üreme sağlığı gibi bir konuda özellikle yapay döllenme, tüp bebek, amniyo sentez, gen tedavileri vb. günümüz teknolojilerinin yeni yeni yaygınlık kazandığı bir dönemde bir Avrupa oydaşması bulmanın zorluklar açıktır. 


Yine de kararları incelediğinizde Mahkeme'nin bu zorluğu adalet duygusunu incitmeden aştığına tanık oluyoruz.

İşte aşağıdaki konu başlıklarında Mahkeme'nin çoğu 2000'li yıllarda geliştirdiği bu içtihatlardan bir seçme bulacaksınız. Ufkunuzu açması dileğiyle...

 Tıbbi üreme yardımı


Evans v. Birleşik Krallık 10.4.2007 tarihli karar (6339/05)


Yumurtalık kanseri olan Natallie Evans yumurtalıkları alınmadan önce partneri J. ile tüp bebek tedavisi olmaktaydı. Bu tedavi çerçevesinde altı embriyo oluşturulmuş ve dondurularak saklanmıştır. Çiftin ilişkileri sona erdiğinde Bay J. embriyoların kullanılmasına ilişkin onamını geri çekmiş ve Bayan Evans’ın çocuğunun genetik babası olmayı istememiştir. Sonuç olarak ulusal hukuk gereği yumurtalar imha edilmişler, böylece Bayan Evans’ın bundan böyle genetik olarak ilişkilenebileceği bir çocuk sahibi olma olanağı sona ermiştir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Bayan Evans’ın durumuna sempatiyle yaklaşmakla birlikte, oluşturulmuş embriyoların yaşam hakkına sahip olmaması, bu konuda bir Avrupa oydaşmasının (European consensus) bulunmaması ve tüp bebek tedavisine başlamazdan önce Bayan Evans’ın dikkatine sunulmuş olan onama ilişkin kuralların açık bulunması ve son olarak da yarışan çıkarlar arasında adil bir denge kurulmuş olması nedeniyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin yaşam hakkına ilişkin 2. maddesinin, aile yaşamına saygı hakkına ilişkin 8. maddesinin ya da ayrımcılık yasağına ilişkin 14. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Dickson v. Birleşik Krallık [BD] 4.12.2007 tarihli karar (44362/04)

Cinayetten asgari 15 yıl hapis cezası almış olan Kirk Dickson’ın hapisten çıktığında 1972 doğumlu eşi Lorraine’in gebe kalmak için çok az şansı bulunması nedeniyle yapay dölleme olanaklarından yararlandırılması yönündeki istemi reddedilmiştir.  

Mahkeme’nin Büyük Dairesi, 12’ye karşı 5 oyla yarışan kamu ve özel menfaatler arasında adil bir denge kurulmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna hükmetmiştir.

Hüküm sonrası alınan tedbirler: Bay Dickson halen bir açık hapishanededir ve evci çıkma iznine sahiptir. Mahkûmların üreme sağlığı birimlerine erişimine erişimlerine ilişkin yeni bir politika yürürlüğe girmiştir.

S.H. ve Diğerleri v. Avusturya 3.11.2011 tarihli karar (no. 57813/00)

Dava, tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmayı dileyen iki Avusturyalı çifte ilişkindir. Çiftlerden birinin sperm bağışı diğerinin ise yumurta bağışına ihtiyacı bulunmaktadır. Avusturya hukuku, genel olarak tüp bebek tedavisinde hem sperm hem de yumurta bağışını yasaklamaktadır.

Mahkeme, tüp bebek tedavisinde erkek ve dişi üreme hücrelerinin bağışına izin vermek yönünde Avrupa çapında açık bir eğilim bulunmasına rağmen, meydana gelmekte olan bu oydaşmanın halen oluşum aşamasında olduğunu ve üzerinde anlaşılmış yasal ilkelere dayanmadığını not etmiştir.
Avusturyalı yasakoyucu, diğerlerinin yanında, iki kadının aynı çocuğun biyolojik annesi olduklarına ilişkin iddianın olması durumundan kaçınmaya çalışmıştır. Yasakoyucu, karmaşık etik sorunlar ortaya çıkaran tartışmalı bir konuya dikkatli yaklaşmış ve bireylerin ülkedışında Avusturya’da bulunmayan kısırlık tedavilerini almalarına bir yasak getirmemiştir. Mahkeme, Sözleşme ihlali olmadığına karar vermiştir. Bununla birlikte, Mahkeme, yapay üreme alanındaki yasal ve çok hızlı bilimsel gelişmelerin izlenmesinin önemini vurgulamıştır.   

Bu konuda Mahkeme önünde karar verilmeyi bekleyen davalar

Daniela Knecht v. Romanya davası (10048/10)

Başvurucu, dondurulmuş embriyosuna saklandığı klinikten bir ceza soruşturması bağlamında alınıp Adli Tıp Kurumuna nakledilmesi nedeniyle erişimini kaybetmiştir. Embriyoların yasal ve tıbbi statüsü belirsizdir. Dava önüne gelmekle, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Romanya Hükümetine İçtüzüğün 39. maddesi uyarınca embriyoların yok edilmemesi yönünde tedbir kararı vermiştir. Başvurucu, Sözleşme’nin 2 ve 8. maddelerine dayanmıştır.


Doğum öncesi tıbbi testler


Vo v. Fransa 8.7.2004 tarihli karar (no. 53924/00)


Aynı soyada sahip başka bir hastayla karışıklık yaşanması nedeniyle, başvurucunun amniyotik kesesi delinmiş ve gebeliğe annenin sağlığı için son verilmiştir. Başvurucu çocuğunun kasıtsız olarak öldürülmesinin taksirli adam öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.   

Mahkeme, halen doğmamış çocuğun Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca bir kişi olarak tanınıp tanınmaması konusunda bir kural bulunmadığından 2. madde ihlali bulgulamamıştır. Bu konuda cezai bir başvuru yoluna gerek olmadığına da hükmetmiştir. Mahkeme’ye göre, başvurucunun tıbbi ihmali kanıtlamasına ve tazminat talebine olanak tanıyan başvuru yollarının zaten mevcut olduğunu belirtmiştir.


16.10.2005 tarihli Draon v. Fransa (1513/03) ve Draon & Maurice v. Fransa (11810/03)


Başvurucular, tıbbi hatalar nedeniyle, doğum öncesi tıbbi muayenelerde saptanmamış doğuştan gelen ağır sakatlıkları olan çocukların ebeveynleridir. İlgili hastaneye karşı dava açmışlar, ancak yargılama sürerken çocukların sakatlıklarından kaynaklanan yaşam boyu “özel yükümlülükler”den doktor/hastaneyi sorumlu tutan tazminat taleplerinin artık mümkün olamayacağı anlamına gelen yeni bir yasa 4 Mart 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle kendilerine verilen tazminat “özel yükümlülükleri” karşılamamaktadır.

Mahkeme, yargılama sürerken yürürlüğe girmiş mevcut yasanın Sözleşme’nin 1 Nolu Protokolünün 1. maddesini (mülkiyetin korunması) ihlal ettiğini tespit etmiştir.

R.R. v. Polonya 26.5.2011 tarihli karar (27617/04)

Ağır genetik anormalisi olduğu düşünülen iki çocuk annesi hamile bir kadının taşıdığı bebeğin kürtaj karşıtı doktorlar tarafından genetik testlere zamanında erişimi kasıtlı olarak engellenmiştir. Fetüsün deforme olma ihtimalini gösteren ilk ultrason taraması ile amniyosentez sonuçları arasından altı hafta geçmiş, böylece yasal süre geçirildiği için annenin hamileliğin devamı ya da yasal kürtaj talep edip etmeme konusunda bilgilendirilmiş bir karar alabilmesi için çok geç olmuştur. Sonuç olarak kızı anormal kromozomla doğmuştur  (Turner sendromu – Yaklaşık her 2500 kız çocuğundan birini eksik bir X kromozomu çiftiyle doğdukları için etkileyen genetik bir durum. Bu kız çocuklarının boyları ortalamanın altında ve kısırdırlar. Turner sendromlu kız çocukları ayrıca böbrek ve kalp anormalileri, yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı, katarak, tiroid sorunları ve kemik erimesi hastalıklarına da yakalanabilmektedir. Ayrıca bazılarında öğrenme güçlükleri de olabilmektedir). Başvurucu, ağır hasta bir çocuğu yetiştirmek ve eğitmenin kendisi ve diğer iki çocuğu üzerinde zararları olduğunu ileri sürmüştür. Üçüncü çocuğunun doğumundan sonra kocası da kendisini terk etmiştir.  

Mahkeme, son derece kırılgan bir durumda kalan başvurucunun, doktorlarca yapıldığı gibi genetik testlere tabi tutulması gerekip gerekmediği tespit edilirken oyalanarak iradesinin sakatlanması, karışık ve uygun olmayan danışmanlık ve bilgi verilmesi nedeniyle aşağılanmış ve “alçakça” (“shabbily”) tedavi edilmiş olduğu için insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3. maddesince güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Mahkeme ayrıca, Polonya yasalarının başvurucunun mevcut tanı hizmetlerine başvurucunun erişimini sağlayacak ve sonuçların ışığında kürtaj talep etmemek konusunda bilgilendirilmiş bir karar alabilmek için etkili mekanizmalar içermediği için Sözleşme’nin 8. maddesinin de ihlal edildiğine karar vermiştir. Polonya iç hukukunun fetüste kusur ortaya çıkması halinde kürtaja izin verdiği göz önüne alındığında, fetüsün sağlığına ilişkin tam ve güvenilir bilgiyi hamile kadınlara sunacak ilgili güvenceleri sağlamak için yeterli bir yasal ve usuli güvence çerçevesi olmak zorundadır. Mahkeme, Polonya Hükümetinin doğum öncesi genetik testlere erişimin sağlanmasının kürtaj için etkili erişim olduğu yönündeki savunmasına katılmamaktadır. Kadınlar bu tarz testleri birçok nedenle talep etmektedir. Ayrıca, Devletler, sağlık çalışanlarının vicdani kanaat özgürlüklerinin profesyonel bağlamda hastaların yasal olarak hakları olan hizmetlere erişimlerini engellememesini güvence altına alacak etkili uygulamaları düzenlemekle yükümlüdür.

Hiç yorum yok: