26 Kasım 2011 Cumartesi

AİHM’in Erçep v. Türkiye kararı: Türkiye’de askerliğe seçenek hizmetin bulunmaması vicdani ret hakkının ihlalidir



Önceki yazımda ele aldığım vicdani ret meselesine ilişkin olarak -klasik olduğu üzere- Türkiye'nin sorunu  geçiştirmeye çalışan hamlelerinin AİHM'in özellikle Temmuz 2011 tarihli Bayatyan kararından sonra işe yaramayacağını, soruna köklü bir çözüm üretmesi gereğine değinmiştim. Nitekim Türkiye'nin tutumuna Mahkeme cephesinden de bir eleştiri gelmekte gecikmedi. Mahkeme'nin Türkiye nezdinde görev yapan yargıcı Işıl Karakaş, Türkiye'nin sorunu köklü olarak ele alması gereğine dikkat çeken bir demeci medyada yayınlandı. AİHM - Türkiye ilişkisini daha geniş bir çerçevede değerlendiren bu söyleşiyi konuyu yakından takip etmek isteyenlerin okuyup değerlendirmesinde büyük yarar var. Erçep kararının önemi bu söyleşiyle birlikte daha net olarak ortaya çıkıyor. Şimdi anılan kararın ayrıntılarına geçebiliriz.


Erçep v. Türkiye (başvuru no. 43965/04) davasında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi oybirliğiyle:  

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (düşünce, inanç ve din özgürlüğünü düzenleyen) 9. maddesinin ihlal edildiğine ve

Adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin ihlal edildiğine 22 Kasım 2011 tarihinde karar verdi.

Dava Yehova Şahidi ve vicdani retçi olan başvurucunun inançları nedeniyle askerlik hizmeti yapmayı reddetmesi yüzünden çok sayıda hapis cezası almasına ilişkindir

Davaya ilişkin olgular

Başvurucu Yunus Erçep, 1969 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da yaşamaktadır. Kendisi 13 yaşında vaftiz olmuş bir Yehova Şahididir ve kendisi 18 yaşına gelen bütün Türk erkeklerinin zorunlu askerliğini öngören 1927 tarihli Kanunun “1. maddesi uyarınca askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddetmiştir.

Başvurucuya askerliğe uygun olduğu 6 Ocak 1997 tarihinde bildirilmiş ve ilk olarak hakkında Mart 1998’de çağrı celbi çıkarılmıştır. İlgili mevzuat uyarınca askerlik görev görev emrine uymayanlar asker kaçağı olarak kabul edilmekteydiler. Her yeni celp dönemi başladığında, görev emrine uymadığından başvurucu hakkında Trabzon Askeri Ceza Mahkemesi tarafından ceza davası açılmıştır. Yaklaşık 15 celbe yanıt vermediğinden pek çok defa hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

Başvurucu hakkında 7 Mayıs 2004 tarihli bir kararda içtima halinde yedi ay 15 gün hapis cezası verilmiştir. Beş ay sonra şartlı olarak tahliye edilmiştir. 6 Ekim 2006 tarihinde Meclis tarafından sivillerin Askeri Mahkemeler tarafından yargılamasına son veren yeni bir yasa çıkarılmıştır. Ceza yargılamaları halen normal mahkemelere gönderilmeyi beklemektedir. O tarihten beri başvurucu aynı suçlamayla ceza mahkemeleri önünde yargılanmıştır. 1998 tarihinden bu yana kendisine karşı 25’den fazla dava açılmıştır. Sürekli olarak askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddetmesinin bir sonucu olarak başvurucu her yeni celp döneminde yeni ceza davalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Başvurucunun şikayetleri

Başvurucu, askerlik hizmetini yapmayı reddettiği için birbiri ardına gelen mahkûmiyetlerin düşünce, inanç ve din özgürlüğünü güvence altına alan Sözleşme’nin 9. maddesini ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

Başvurucu ayrıca, adil yargılanma hakkını düzenleyen Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, bir sivil olarak asker memurlardan oluşan bir mahkeme önünde çıkmaya zorlandığından şikayetçi olmuştur.

Başvuru İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 6 Ekim 2004 tarihinde yapılmıştır.

Mahkeme’nin kararı

Sözleşme’nin 9. maddesi (düşünce, inanç ve din özgürlüğü hakkı)
Mahkeme kısa bir süre önce vicdani retçilere ilişkin içtihadını Büyük Daire’nin Bayatyan v. Ermenistan kararında gözden geçirmiştir. Bu kararında Mahkeme, 9. maddenin açıkça vicdani redde göndermede bulunmadığını not etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, askerlik hizmetine muhalefetin askerlik hizmeti yükümlülüğü ile kişinin vicdani kanaatleri arasında ciddi ve aşılamaz bir çatışma ortaya çıktığında 9. maddenin güvence altına aldığı anlamda önem atfedilmesini gerektiren bir vicdani kanaat ya da inanç oluşmuş olur.

Mevcut davada Mahkeme, başvurucunun askerlik hizmetine sürekli bir muhalefet sergileyen bir dini grup olan Yehova Şahitlerinin bir üyesi olduğunu gözlemlemiştir.

Başvurucunun reddinin gerçekten taşıdığı dini inançlarından farklı bir motivasyonu olduğuna inanmak için bir neden yoktur.

Türkiye’de, askerlik hizmetine uygun olduğu açıklanan bütün yurttaşlar çağrı celbi geldiğinde askerlik şubesine gitmek ve askerlik hizmetini yerine getirmek zorundadır. Seçenek bir sivil hizmet bulunmamaktadır. Vicdani retçilerin eğer inançlarına sadık kalmak istiyorlarsa orduya katılmayı reddetmek gibi bir seçenekleri bulunmamaktadır. Bunu yaparlarsa, yetkililerin değişmez bir biçimde kendilerine yönelttikleri bir dizi ceza yargılamasıyla ve hayatları boyunca ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldıklarından kendilerini bir çeşit “medeni ölüm” durumuna açık hale getirmektedirler. Mahkeme bu durumun demokratik bir toplumda yasaların yerine getirilmesiyle uyumlu olmadığı kanısındadır.

Fiilen Avrupa Konseyine bütün üye devletlerde (47 Avrupa ülkesi) halen askerlik hizmeti bulunmakta, bunların ezici bir çoğunluğunda ise vicdani nedenlerle askerlik hizmetine karşı olan kişiler için seçenek olmak üzere sivil hizmet formları öngörülmüştür.

Mahkeme, başvurucuya inançları dolayısıyla Türkiye’de seçenek bir sivil hizmet öngörülmediğinden çok sayıda hapis cezası verilmiş olmasının Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlalini oluşturduğuna karar vermiştir.

Sözleşme’nin 6. maddesi (adil yargılanma hakkı)

Başvurucu, bir sivil olarak asker subaylardan oluşan bir mahkeme önünde yargılanmış olduğundan şikayetçi olmuştur. Mahkeme, başvurucunun Askeri Ceza Kanunu uyarınca suçlanmasına karşın, kendisinin ceza hukuku amaçları bakımından, asker değil sivil kişi olduğunu gözlemlemiştir. Dahası, 13 Ekim 2008 tarihli Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararında Türk ceza hukukunda bir kimsenin ancak ilgili askeri birliğe teslim olduğunda asker kişi olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir.

Mahkeme, başvurucunun, münhasıran subaylardan oluşan bir mahkeme önünde askerlik hizmetine ilişkin olarak yargılanan bir sivilin yargılamanın bir tarafı olan orduya ait yargıçların önüne çıkarıldığında duymuş olduğu endişeyi anlaşılabilir bulmaktadır. Böyle bir durumda, bir sivil kişinin, askeri mahkemenin yargılamanın bir tarafının uygun olmayacak şekilde etki altında kalabileceğine ilişkin korkusu meşrudur. Ulusal mahkemenin, objektif olarak haklı olmasından bağımsız olarak,  tarafsızlık ve bağımsızlığına ilişkin başvurucunun şüphelerini kabul ederek, Mahkeme, bu bağlamda Sözleşme’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.

Sözleşme’nin 41. maddesi

Sözleşme’nin 41. maddesi (adil tazminat) uyarıncaMahkeme, Türkiye’nin başvurucuya manevi tazminat olarak 10.000 Avro ve yargılama gideri ve avukatlık ücreti olarak  5.000 Avro ödemesine karar vermiştir. 

Hiç yorum yok: