17 Haziran 2011 Cuma

AİHM'in Gazioğlu ve Diğerleri ile Akgöl ve Göl v. Türkiye kararları, Türkiye'de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının polisin ve adli mercilerin tutumu nedeniyle tehdit altında olduğunu bir kere daha teyit etti


Mahkeme, 17 Mayıs 2011 tarihinde, Gazioğlu ve Diğerleri v. Türkiye (Başv.No. 29835/05) ve Akgöl ve Göl v. Türkiye (Başv.No. 28495/06 ve 28516/06) adlı iki ayrı davada, göstericilere orantısız güç kullandığı ve müdahalesinin de izlenen meşru amaçla orantısız olduğu gerekçesiyle Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine oybirliği ile karar verdi. Mahkeme ayrıca Gazioğlu ve Diğerleri davasında verdiği kararında başvuruculara yönelik olarak uygulanan polis şiddetinin orantısız olduğu gerekçesiyle Sözleşme'nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının da ihlal edildiğine hükmetti.

Kararların dar bir özeti aşağıda bulunabilir:

Olgular

ODTÜ'lü öğrencileri polis dağıtırken
Gazioğlu ve Diğerleri davasındaki dört başvurucu 2003 Ekim'inde İstanbul'da polis tarafından dağıtılan Irak'taki savaşa karşı bir gösteriye katılmıştır. Başvurucular bu gösteri sırasında polis tarafından yakalanmışlar ve ertesi gün salıverilinceye kadar gözaltında tutulmuşlardır. Başvurucular, yakalanmaları ve gözaltına alınmaları sırasında polisin kötü muamelesine maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Başvurucuları muayene eden doktor raporuna göre, başvuruculardan Derya Gazioğlu'nun ağzında ve Akan Şenel'in başında morluklar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Polis'in tuttuğu olay tutanağında ise göstericilere karşı "taşkın davranışları" nedeniyle güç kullanıldığı ve megafonla dağılmaları uyarısı yapıldıktan sonra pek çok kişinin yakalandığı belirtilmiştir.

Başvurucular polis tarafından sorgulanmış ve ertesi gün uyarılmadan gözaltına alındıklarından ve içlerinden birinin polis tarafından dövüldüğü şikayetinde bulunduğu savcı karşısına çıkarılmışlardır. Daha sonra şikayetleri üzerine bir soruşturma başlatılmış, savcı hiçbiri gösteriyi dağıtan polislerden olmayan bazı memurların ifadesini almıştır. Nisan 2004 tarihinde savcılık, özellikle olay tutanağına dayanarak ve dağılmayı reddetmelerinin başvuruculara karşı güç kullanılmasını haklı kıldığını tespit etmesine dayanarak dosyayı kapatmıştır. Karar, Aralık 2004 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onanmıştır. Başvurucular, haklarında "kanunsuz gösteriye katılmak" suçlamasıyla açılmış ceza davasından Ocak 2008 tarihinde beraat etmişlerdir. 

Akgöl ve Göl davasında başvurucular, Mayıs 2002 tarihinde, o tarihte öğrencisi oldukları üniversite kampüsünde ölen bir öğrenci arkadaşlarını anmak amacıyla toplanan bir gösteriye katılmışlardır. Sadece üniversite kantininde yapılmasına izin verilen gösteri, katılanların "kahrolsun faşizm" sloganı atmaları ve dekanlığa doğru yürüyüşe geçmeleri üzerine jandarma tarafından dağıtılmış, aynı gün başvurucular jandarma tarafından sorgulanmışlardır.

Temmuz 2002 tarihinde başvurucular aleyhine yasadışı gösteriye katılmak ve şiddet kullanmak suçlamasıyla dava açılmış, Mayıs 2003 tarihinde başvurucular iki yıl altı ay hapis cezası almışlardır. Başvuru önce onanmış, ancak şekli bir hata nedeniyle yeniden görülmüştür. Ekim 2007 tarihinde dava mahkemesi başvurucuları, başvurucuların şiddet kullanmadığını tespit eden video görüntüleri temelinde sadece yasadışı gösteriye katılmaktan bir yıl üç ay hapis cezasına mahkum etmiş ve bu cezayı da ertelemiştir. Başvurucular tarafından yapılan temyiz başvurusu Yargıtay'da halen beklemektedir. Bay Akgöl'ün mezuniyeti, ulusal mahkemeler tarafından daha sonra ortadan kaldırılan karara dayanılarak üniversiteden geçici olarak uzaklaştırma alması nedeniyle bir yıl uzamıştır.  

Başvurucuların şikayetleri

Gazioğlu ve diğerleri davasında (Başvuru tarihi: 4 Ağustos 2005), başvurucular kendilerini yakalayan polis memurları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldıklarından bahisle Sözleşme'nin 3. maddesinin; hem Gazioğlu ve diğerleri hem de Akgöl ve Göl davasındaki (Başvuru tarihi: 30 Haziran 2006) başvurucuların hepsi özellikle polis müdahalesinin toplanma özgürlüğü haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Sözleşme'nin 11. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.

Mahkeme'nin kararı


3. madde bakımından (Gazioğlu ve Diğerleri)

Mahkeme, bayan Gazioğlu ve Bay Şenel'in yüz ve başındaki yaraların, 3. madde kapsamında asgari ağırlık düzeyine karşılık geldiğine karar vermiştir. Hükümetin bu yaralara polislerin neden olduğuna ilişkin kabulünü dikkate alarak, kullanılan gücün başvurucuların davranışları yüzünden kesinlikle gerekli olduğunu ve kullanılan bu gücün aşırı olmadığını kanıtlama yükü Hükümet üzerindedir. 
Savcılık tarafından güç kullanılan koşulların oluşumunu ya da başvurucuların yaralarının sebeplerini tespit etmek için ciddi bir girişimde bulunulmadığı açıktır. Gösteriyi dağıtan polis memurlarının yaka numaraları olay tutanağında bulunmasına rağmen savcılık önüne çıkarılmadılar ya da sorgulanmadılar. Bu nedenle, savcılığın kararı, olayı çevreleyen gerçek olguların tespitine dayanmamaktadır. 

Hükümetin bazı göstericilerin "taşkın davranışları" dışında bir gerekçe gösterememesini ve -ceza mahkemesinin beraat kararıyla teyit edilen- başvurucuların herhangi bir suç işlemediği gerçeğini dikkate alarak, Mahkeme polis memurları tarafından iki başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan güç kullanımının ölçüsüz olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle, bayan Gazioğlu ve bay Şenel bakımından 3. madde ihlal edilmiştir.

11. madde bakımından

Gazioğlu ve Diğerleri davasında, Hükümet başvurucuların Sözleşme'nin 11. maddesi uyarınca korunan haklarına bir müdahalede bulunulduğuna itiraz etmemiştir. Akgöl ve Göl davasında, Mahkeme, -Hükümetin iddiasına karşı olarak- jandarmanın gösteriye müdahalesi ve daha sonra başvurucuların gözaltına alınmaları ve kendilerine karşı uzun bir ceza yargılaması sürecinin yürütülmesi 11. madde uyarınca sahip oldukları haklara eşit derecede bir müdahale oluşturduğuna karar vermiştir. Mahkeme, her iki davada da başvurucuların bu haklarına müdahalenin ulusal hukuka dayandığını ve kamu düzenini koruma meşru amacını izlediğini kabul etmeye hazırdır. 

Bununla birlikte, müdahalenin Sözleşme'nin 11. maddesinin amaçları bakımından "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorununa gelirsek, Mahkeme, -her iki davada da başvurucuların yaptığı gibi- göstericiler herhangi bir şiddet eyleminde bulunmadıkça, kamu makamlarının, eğer toplanma özgürlüğünün özü sınırlanmayacaksa, göstericilere karşı belirli bir derece hoşgörü göstermeleri önemlidir. Ulusal mahkemeler, Gazioğlu ve Diğerleri davasındaki başvurucuların herhangi bir suç işlemediğini tespit etmiştir. Akgöl ve Göl davasındaki başvuruculara karşı açılan ve halen devam eden ceza davasında onların herhangi bir şiddet eylemine başvurmadıkları tespit edilmiştir. Üniversite tesislerinde toplananların kamu güvenliği için tehlike oluşturduklarına ilişkin herhangi bir kanıt yoktur. Başvurucular, salt izinsiz ancak barışçıl bir gösteriye katıldıkları gerekçesiyle kovuşturma geçirmişler -ve ilk derece mahkemesince mahkum edilmişlerdir.

Mahkeme, bu nedenlerle, başvurucuların toplanma özgürlüklerine yönelik polis müdahalesinin izlenen amaçla orantısız olduğuna ve 11. maddeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir.

41.madde bakımından

Sözleşme'nin 41. maddesi (adil tazmin) uyarınca, Mahkeme Türkiye'yi Bayan Gazioğlu ve Baş Şenel'e ayrı ayrı 12.000 Avro ve diğer iki başvurucudan her birine 9.000 Avronun manevi tazminat olarak ödenmesine ve dava giderleri ve ücretler için 2.000 Avro ödenmesine karar vermiştir. İkinci davaya gelince, Türkiye manevi tazminat olarak Bay Akgöl'e 12.000 Avro ve Bay Göl'e 9.000 Avro ödeyecektir.

Hiç yorum yok: