15 Kasım 2017 Çarşamba

AİHM: Gösteriye katılmanın terör örgütü üyeliği ile cezalandırılması hak ihlalidir - Işıkırık v. Türkiye kararı




İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin İkinci Dairesi, 

Başvurucu Murat Işıkırık’ın başvurusunda Yasanın öngörülemez bir şekilde uygulanmasına bağlı olarak gösterilere katılımı dolayısıyla başvurucuya yasadışı örgüte üyelikten hapis cezası verilmesi nedeniyle toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine hükmetti


Karar Tarihi     : 14.11.2017
Başvuru No.     : 41226/09

İngilizce kaleme alınan kararın tam metni için bkz.: http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-178506

 Olgular

Başvurucu, 1984 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, Murat Işıkırık’tır ve Mardin’de (Türkiye) yaşamaktadır.
O tarihte Dicle Üniversitesi’nde öğrenci olan Işıkırık, iki olayla ilgili olarak 7 March 2007 tarihinde gözaltına alınmış ve Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesinde sorgulanmıştır: 1. Diyarbakır’da güvenlik güçleri tarafından öldürülmüş 4 PKK üyesinin cenazesine katılmak. Polis tutanağına göre, yaklaşık 1.000 kişilik bir grubun katıldığı yasadışı gösteri, göstericilerin polise taş atması ve binaların zarar görmesiyle sonuçlanmıştır; 2. Dicle Üniversitesi kampüsünde 5 Mart 2007 tarihinde yaklaşık 40 kişinin katıldığı bir gösteride dağılmaları istenmiş, göstericiler basın açıklaması yapıp PKK ve lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar atmışlardır.

Işıkırık önce bu iki olaya katıldığını reddetmiştir. Kendisinin gösteriler sırasında çekilmiş fotoğrafları gösterildikten sonra, öldürülen eylemcilerden birinin yakını olan bir arkadaşıyla cenaze törenine dini görevini yerine getirmek için gittiğini, ancak polise saldırmadığını beyan etmiştir. Üniversite kampüsündeki 5 Mart 2007 tarihli gösteride bulunduğunu ancak herhangi bir slogan atmadığını ileri sürmüştür. Sorgulandığı gün tutuklanmış ve Mayıs 2007 tarihinde hakkında terör örgütü üyeliği ve PKK’yı destekleyen propaganda yapmak suçlamasıyla hakkında dava açılmıştır.
Işıkırık, Kasım 2007 tarihinde her iki suçlamayla ilgili olarak sırasıyla altı yıl üç ay ve bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırılmıştır. PKK terör örgütüne üyelikten mahkumiyeti “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır” şeklinde bağlantılandırılan (silahlı terör örgütüne üyeliğe ilişkin) TCK’nın 314/2. maddeye dayandırılmıştır.
Işıkırık’ın PKK terör örgütü propagandasına ilişkin mahkumiyeti ise daha sonra usulden bozulmuş ve bu suça ilişkin yargılamada Aralık 2012 tarihinde cezasına üç yıl erteleme getirilerek sonuçlandırılmıştır. Başvurucu cezaevinden cezasının dört yıl sekiz ayını yattıktan sonra Kasım 2011 tarihinde salıverilmiştir.
Başvurucu, aynı zamanda, okulunu kendisine tanınız azami sürede bitiremediği gerekçesiyle üniversiteden atılmıştır.

Şikayetler

Başvurucu, Sözleşme’nin (ifade özgürlüğü) 10. madde ile (toplanma özgürlüğü) 11. maddeye dayanarak, mahkûm edilmesi ve hapis cezasının orantısız olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, tutukluluk ve yargılamasının makul olmayacak şekilde uzun olması nedeniyle (kişi özgürlüğü ve güvenliği/makul sürede yargılanma ya da salıverilme hakkı) 5/3. maddesi ile (makul sürede yargılanma hakkı) 6/1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak, başvurucu Kürt kökenli olması nedeniyle yargılandığı ve mahkûm olduğunu ileri sürerek (ayrımcılık yasağı) 14. maddenin de ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.

Mahkeme’nin karar gerekçesi

Madde 11

Mahkeme, önce başvurucunun cenaze töreni ve gösteriye katılması nedeniyle mahkumiyetinden şikâyeti hakkında Sözleşme’nin 10. maddesi ışığında 11. maddesi uyarına inceleme yapmanın uygun olacağına karar vermiştir.
Mahkeme, Işıkırık’ın cenaze ve gösteriye katılması nedeniyle yasadışı örgüte üyelikten mahkumiyetinin toplanma özgürlüğü hakkına bir müdahale oluşturduğu kanısındadır.
Bu müdahalenin Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlalini oluşturup oluşturmadığı meselesine gelince, Mahkeme, Işıkırık’ın mahkumiyetine temel oluşturan yasa hükümlerinin Mahkeme’nin içtihatları anlamında yeterince öngörülebilir olup olmadığının incelenmesine odaklanmıştır.
Mahkeme, burada başvurucunun yerel mahkemedeki ceza davasına uygulanan Türk Ceza Kanunun 220 § 6 . fıkrasının, kendisinin toplanma özgürlüğü hakkına keyfi müdahaleye karşı yasal bir koruma sağlamadığı için öngörülebilir olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Mahkeme bu sonuca varırken, özellikle Işıkırık’ın yasadışı örgüt üyeliğinden mahkumiyetinin katıldığı iki gösterinin sadece, ilk derece mahkemesine göre, PKK’nın talimatlarıyla gerçekleşmesi ve kendisinin olaylar sırasındaki parmaklarını V şeklide zafer işareti yapmasına ve kendisine gösterilen fotoğraflarda da görüldüğü üzere gösteriler sırasında alkışlaması gibi eylemlerine dayandığını gözlemlemiştir. Mahkeme bu nedenle, başvurucunun TCK’nın 220/6. maddesiyle bağlantılı olarak 314/2. maddesinden mahkumiyetine uygulanan ölçütlerin aşırı bir şekilde kendisi zararına yorumlanmış olduğunu tespit etmiştir.
Işıkırık’ın durumu yaygın gösteri eylemlerinin 220/6. madde uyarınca hapis cezası biçiminde ağır ceza yaptırımının uygulanması için temel oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle, bu hükmün lafzı, ulusal mahkemelerin aşırı yorumuyla birleşerek, yetkililer tarafından gerçekleştirilen keyfi müdahalelere karşı yeterli konuma sağlamamıştır. Başvurucunun Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamına giren eylemleri nedeniyle mahkumiyeti –barışçıl bir gösterici olarak– başvurucu Işıkırık ile PKK yapısı içinde suç işleyen bir kimse arasında bir farklılık gözetmemektedir.
Mahkeme, Işıkırık gibi, silahlı yasadışı örgüt üyeliği suçlaması ile karşı karşıya kalan göstericilerin çarpıcı bir şekilde ağır ve eylemleriyle orantısız bir yaptırım olan beş ila 10 yıl arası hapis cezasına çarptırılma tehlikesi bulunduğunu not etmiştir. Başvurucunun durumunda olduğu gibi, TCK 220/6’nın uygulanması kaçınılmaz olarak ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü haklarından yararlanmak konusunda güçlü bir caydırıcı etkiye sahiptir.
Bu nedenle, TCK’nın 220/6. fıkrasının uygulanmasının sonucu olarak başvurucu Işıkırık’ın haklarına müdahale, 11. madde anlamında bir yasa tarafından gerçekleştirilmemiştir. Dolayısıyla Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.

Diğer maddeler

Mahkeme, Işıkırık’ın kalan şikayetlerini kabuledilemez bulmuştur. Mahkeme, 5/3. madde’nin altı aylık başvuru süresinin aşıldığını ve 6/1. madde uyarınca şikayeti bakımından da iç hukuk yollarının tüketilmediğini tespit etmiş; 14. madde uyarınca yaptığı şikayetin ise temelsiz olduğunu tespit etmiştir.

Adil Tazmin (Madde 41)

Mahkeme, Türkiye’nin Işıkırık’a  manevi tazminat olarak 7,500 Avro ve masraf ve avukat ücretiyle birlikte toplam 8.500 Avro ödemesine karar vermiştir.

Muhalefet şerhleri

Yargıçlar Lemmens ve Griţco’nun farklı gerekçelerle aynı sonuca ulaştıklarına ilişkin muhalefet şerhleri karara eklidir.


28 Aralık 2015 Pazartesi

Bir yılı daha devirirken



2015 yılını da kapatıyoruz. Bu yıl blogumu takip edenler bakımından çok kısır geçen bir yıl oldu ne yazık ki. Ancak Antalya Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanlığı'nı yürütüyor olmam dolayısıyla rutin avukatlık faaliyetinden geriye AİHM Günlüğüü ile ilgilenmeye zaman kalmıyordu takdir edersiniz ki. İyi ki başka bloglarda yazan arkadaşlar çalışıp üretmeyi sürdürüyorlar.

Bu çerçevede işinize yarayacağını düşündüğüm İHAM'ın 2015 yılında Türkiye'ye ilişkin açıkladığı kararların bir özetini meslektaşımız Benan Molu özetlemiş. Aşağıda bu emek isteyen çalışmanın linkini buradan tıklayabilirsiniz: Tıkla.

Hepinize geçtiğimiz yılın yoğun insan hakları gündeminden sıyrılarak daha yoğun geçeceğini söylemenin kehanet olmayacağı 2016'daki çalışmalarınız için enerji depoladığınız eğlenceli ve mutlu bir yeni yıl diliyorum. İnsan hakları ihlallerinin ortadan kalktığı bir dünya hala uzak bir hayal olsa da ben bu hayali kurmayı inatla sürdüren meslektaşlarımla birlikte daha dayanışmacı ve ortaklaşmacı bir mücadeleyi örgütleyeceğimiz bir dönemi 2016'da yaşayacağımıza inanıyorum.

Hepinize sağlıklı, mutlu ve dolu dolu bir yeni yıl diliyorum.

17 Haziran 2015 Çarşamba

İnternet Haber Portallarının Sorumluluğu: Delfi SA v. Estonya (Büyük Daire) Kararı açıklandı

Dün 16 Haziran 2015 günü İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi Delfi AS v. Estonya (64569/09) davasında verdiği kararında ticari bir şirkete ait internet haber portalına kullanıcı yorumlarından dolayı ceza sorumluluğu yönelten Estonya adli mercilerin başvurucu şirketin ifade özgürlüğü ihlaline ilişkin şikayetini oy çokluğu ile reddetti. Anılan davayla ilgili olarak başvuru daha önce Mahkeme’nin 1. Dairesi önüne gelmiş ve 1. Daire, 10 Ekim 2013 tarihli kararında, oyçokluğu ile ifade özgürlüğü ihlali bulunmadığına karar vermişti.

Delfi SA v. Estonya davası, kullanıcılarca oluşturulan saldırgan yorumlar nedeniyle bir İnternet haber portalının sorumluluğu hakkında Mahkeme tarafından incelemede bulunulan ilk dava olma özelliğine sahip. Ticari temelde bir haber portalı işleten başvurucu şirket, bir vapur şirketi hakkındaki online haber hakkında okuyucularının oluşturduğu saldırgan (Mahkeme bu yorumları “nefret söylemi” olarak nitelemiştir) yorumlar nedeniyle ulusal mahkemeler tarafından sorumlu tutulmuş olduğundan şikayet etmiştir. Vapur şirketinin avukatlarının talebi üzerine, başvurucu şirket yayınlanmalarının üzerinden altı hafta geçtikten sonra saldırgan yorumları kaldırmıştır. Buna rağmen Estonya Mahkemeleri bu önlemi yeterli görmemiş ve davalı şirketin 320 Euro para cezası ödemesine hükmetmişlerdir.

Strazburg Mahkemesi, başvurucu şirketin ceza sorumluluğuna ilişkin Estonya mahkemelerinin tespitte bulunmalarının, özellikle mevcut yorumların aşırı olmaları, ticari temelde işletilen bir haber portalının profesyonel bir şekilde yöneten başvurucu tarafından yayınlanan bir habere tepki olarak yorumların yazılmış olması nedeniyle portalın ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların haklı ve orantılı olduğundan ifade özgürlüğünü düzenleyen Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlali olmadığına hükmetmiştir.

Mahkeme’nin 1. Daire 10 Ekim 2013 tarihli kararını açıklaması üzerine internet özgürlüğü ve ifade özgürlüğü konusunda uzman örgütlerin ve akademik çevrelerin karara karşı ağır eleştiriler yönelttiğine tanık olmuştuk (bkz., bu konudaki eleştirilerin en derli toplularından birisi Belçika Ghent Üniversitesi’nde medya özgürlüğü üzerine çalışmalar yapan Prof.Dr. Dirk Voorhoof tarafından Strasbourg Observers adlı blogda dile getirilmiştir. Anılan daire kararına ve Büyük Daire kararlarına karşı Dirk Voorhoof'un yazılarında Mahkeme'nin bu soruna yaklaşımının haber portallarının politikaları üzerinde bir takım sonuçları olacağını söyleyerek eleştirmiştir. Mahkeme’nin Büyük Daire çoğunluğunun bu eleştirilere pek itibar etmediği anlaşılmaktadır.

Anılan kararda yargıçlar Sajo ve Tsotsoria’nın karşı oylarının (dissenting) gerekçeleri ile yargıçlar Karakaş, Raimondi, de Gaetano ve Kjølbro’nun (concurring) ayrık oy gerekçeleri bulunmaktadır.

10 Mart 2015 Salı

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarının icrası

Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarının icrası ile Bakanlar Komitesi'nin bu konudaki denetimine ilişkin oldukça aydınlatıcı bir video hazırlamış bulunuyor. İlgilenenler bakımından yararlı olacağını umuyorum. Aşağıda sunduğumuz linkte Türkçe olarak bu videoyu izleyebilirsiniz. 

http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/execution/Presentation/Video_tr.asp

7 Ekim 2014 Salı

Mahkeme'ye Başvurmanın Doğru Yolu: Başvurucular için Video kılavuz

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, potansiyel başvuruculara başvurularını hazırlarken dikkat etmeleri gereken hususlarda yardımcı olmak için bir video hazırladı. Türkçe dahil Avrupa Konseyine Üye Devletlerin resmi 16 dilinde hazırlanan videolar, başvurucuların yeni düzenlenen başvuru formunu doldururken karşılamaları gereken koşullar ve başvuru formunu doğru bir şekilde nasıl dolduracakları konusunda bilgilendirmeyi amaçlıyor.





2 Ekim 2014 Perşembe

Eylül Ayının Önemli AİHM Kararları Bülten No.1

Önceki yazımda belirttiğim gibi, bundan böyle AİHM’deki gelişmeleri aylık bültenler halinde duyurma sözümü tutuyorum. Uygulamacıların çalışmalarına faydalı olması dileğiyle.

Trabelsi v. Belçika kararı (140/10)
4 Eylül 2014
  • ·        Suçluların iadesi (extradition);
  • ·   Şartlı tahliye imkanı bulunmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırılma ihtimali bulunan başvurucunun ABD’ye iadesi;
  • ·    AİHM tarafından verilen geçici tedbir kararına (İçtüzük 39) davalı devletin uymamasının Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlali anlamına gelmesi.

Trabelsi davasında AİHM Sözleşme’ye aykırı olarak şartlı salıverilmeye tabi olmaksızın müebbet hapis cezası alma ihtimali bulunan bir Devlete bir kimsenin iade edilmesini işkence ve kötü muameleyi yasaklayan Sözleşme’nin 3. maddesi oybirliğiyle ihlali olduğuna hükmetti. Bu dava AİHM’in hakkında (İçtüzük 39. madde uyarınca) geçici tedbir kararı almış olmasına rağmen terör suçları işlediği suçlamasıyla müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya bulunan Tunus uyruklu Nizar Trabelsi adlı başvurucunun Belçika’dan ABD’ye iade edilmesiyle ilgilidir.
Mahkeme, Birleşik Devletler’de şartlı tahliye imkânı bulunmaksızın müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya bulunan başvurucuya ABD mevzuatının bu tür mahkûmiyetlerin yeniden gözden geçirilmesi için yeterli mekanizmalar öngörmediği ve bu nedenle 3. madde hükmüne aykırı olduğuna, dolayısıyla başvurucunun ABD’ye iadesinin 3. madde ihlali olduğuna karar vermiştir. Mahkeme ayrıca Belçika Devletinin Mahkeme tarafından verilen iade işleminin durdurulması kararına uyulmamasının Mahkeme’ye yapmış olduğu başvurusunu sürdürmek için girişimde bulunan başvurucunun 3. madde uyarınca güvence altına alınmış haklarının korunma düzeyini geriye dönüşsüz olarak düşürdüğünü ve bireysel başvuru hakkına (Sözleşme’nin 34. maddesi) müdahale anlamına geldiğini belirtmiştir.
Bu kararı şartlı tahliye olanağı bulunmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çekmekte olan Abdullah Öcalan’a ilişkin 18 Mart 2014 tarihinde verilen Öcalan v. Türkiye (Başvuru No. 24069/03, 197/04, 6201/06 ve 10464/07) kararını bir adım daha ileriye taşıyan bir karar olarak görmek gerekiyor. Mahkeme’nin bu kararına göre, Sözleşmeci Devletler salt bu tarz şartlı tahliye olanağı olmaksızın müebbet hapis cezaları vermeme yükümlülüğü altında değildir, aynı zamanda böyle bir ceza alma ihtimali bulunan bir ülkeye kimseyi iade etmeme yükümlülüğü altındadır.
Trabelsi kararına ilişkin olarak Ukraynalı Yargıç Ganna Yudkivska’nın ayrı oy gerekçesinin meselenin felsefesinin daha iyi anlaşılması bakımından oldukça önemli olduğu kanısındayım.
(Karar metni İngilizce ve Fransızca’dır)
Carrella v. İtalya kararı (33955/07)
9 Eylül 2014
  • ·         Şeker hastası mahkûmun tutulma koşulları;
  • ·         Hastalığın ağırlığı ve aciliyetine uygun tedavi yükümlülüğü;
  • ·         Hapislik dışı seçenek tedbirlerin uygulanması.

Mevcut dava şeker hastası bir mahkûmun tutma koşullarına ilişkindir. Başvurucu Aniello Carella özellikle cezaevinde yeterli tıbbi bakım alamadığı ve bununda çeşitli hata ve ihmallere yol açtığını, bu nedenle olması gereken ameliyatın geciktiğini iddia ederek tutma koşullarından şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca, sağlık durumunun dikkate alınarak, durumuna uygun alternatif tedbirlerin uygulanma olasılığının ve şikâyetlerinin dikkate alınmadığından da şikâyetçi olmuştur.
Buna karşın AİHM, mevcut davada işkence ve kötü muameleyi yasaklayan Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Mahkeme, başvurucunun tıbbi kayıtlarının 2005 yılından beri sürekli bir tıbbi kontrol altında olduğunu, sağlık durumu nedeniyle ev hapsi uygulandığını ve dilediği hastaneyi seçebildiğini gösterdiğini not ederek, bu durumun tutmanın doğasından kaynaklanan ızdırabın ötesine geçerek 3. maddenin aradığı asgari ağırlık eşiğini aşmadığından ihlal oluşturmadığına karar vermiştir.
(Karar metni sadece Fransızca’dır)
Hassan v. Birleşik Krallık   (29750/09) (Büyük Daire Kararı)
16 Eylül 2014
  • ·         Uluslararası silahlı çatışma bağlamında Sözleşme'nin uygulanması;
  • ·         Mahkeme’nin sınır aşan yetkisi (extra–territorial jurisdiction);
  • ·         Silahlı çatışma koşullarında kişi özgürlüğü ve güvenliğine ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesinin uygulanmaması ya da onun tutmaya ilişkin yükümlülüklerinin uluslararası insancıl hukuk kuralları (3. ve 4. Cenevre Sözleşmeleri) çerçevesinde yorumlanması talebi;

Irak uyruklu Tarek Hassan 2003 yılındaki çatışmalı dönemde Britanya silahlı kuvvetleri tarafından yakalanmış ve Irak’ın Güneybatısındaki Bucca Kampında tutulmuştur. Kardeşi, Tarek’ın Britanya kuvvetlerinin kontrolü altında olduğunu, daha sonra üzerinde işkence ve infaz izlerinin görüldüğü cansız bedeninin bulunduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme’nin Büyük Dairesi kararında Hassan’ın yakalanma ve tutulmasının keyfi olmadığına oybirliği ile karar vermiştir. Tarek Hassan Nisan 2003 tarihinde Britanya askerleri tarafından gözaltına alındığı andan Bucca Kampından alınıp askeri eskort eşliğinde Mayıs 2003 tarihinde bırakıldığı ana kadar Birleşik Krallık yargı yetkisinde bulunmuş olmasına rağmen, 13’e 4 oyla Mahkeme, Tarek Hassan’ın mevcut yakalanma ve tutulmasına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddesinin 1, 2, 3 ya da 4. fıkralarının ihlal edilmediğine karar vermiştir.  Büyük Daire kararında ayrıca uluslararası insancıl hukuk ve Avrupa Sözleşmesinin her ikisinin de silahlı çatışma sırasında keyfi tutmaya karşı güvenceler ile özgürlükten mahrumiyete izin veren nedenlerin öngörüldüğü Sözleşme’nin 5. maddesinin, mümkün olduğu ölçüde, ele geçirilen savaş esirlerine ve 3üncü ve 4üncü Cenevre Sözleşmesi uyarınca güvenlik tehlikesi yaratan sivillerin tutulmasına ilişkin kurallarının uzlaştırılması gerektiğini belirtmiştir. Mevcut davada, Mahkeme, Britanya askerleri tarafından başka silahlar ve istihbari değeri bulunan askeri bir belgenin ele geçtiği kardeşinin evinin çatısında silahlı bir şekilde bulunan Tarek Hassan’ın yakalanıp gözaltına alınmasının uluslararası hukuk uyarınca meşru gerekçeleri olduğunu tespit etmiştir. Dahası, Bucca Kampına alınmasını müteakip bir tarama işlemine tabi tutulmuş ve güvenlik tehdidi oluşturmayan bir sivil olduğu ve salıverilmesi için kendisini temize çıkarmasına izin verilmesi tespitinde bulunulmuştur.  Bu nedenle Tarek Hassan’ın yakalanması ve tutulması keyfi bulunmamıştır.
Bu karara ilişkin Reading Üniversitesinin uluslararası hukuk profesörü Lawrence Hill–Cawthorne’un ayrıntılı hukuksal tartışması için bkz. Blog of the European Journal of International Law.
16 Eylül 2014
  • ·         Kanunsuz ceza olmaz ilkesi (Sözleşme 7. madde);
  • ·         Yasal düzenlemelerin öngörülebilirliği;
  • ·         Mülkiyet hakkının güvenceli olmaması

Bu dava başvurucu Georgiev Plechkov’un Romanya’nın Karadeniz’deki “münhasır ekonomik bölgesi” içinde yasadışı balık avladığı iddiasıyla ertelenmiş hapis cezası ile içindeki tesisatlar, araç gereçler ve güvertesindeki kargosu ile birlikte gemisinin müsadere edilmesine ilişkindir. Mahkeme, başvurucu Plechkov’un mahkûmiyetine yol açan ne ulusal hukuktaki hükümlerin ne de mahkemelerin yorumlarının yeterli öngörülebilirliğe sahip olmadığını tespit etmiştir.  İçindeki araç gereç ile güvertesindeki kargosuyla birlikte geminin müsadere edilmesini ise başvurucunun mülkiyetinden barışçıl yararlanma hakkına bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir.

Mocanu ve Diğerleri v. Romanya [BD] (10865/09 45886/07 32431/08)
17 Eylül 2014
  • ·         Sözleşme'nin yaşam hakkına ilişkin 2, işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin 3 ve adil yargılanmaya ilişkin 6. maddesinin usuli gerekliliklerinin ihlali;
  • ·         Bükreş’te 1990 Haziran ayındaki gösterilerin bastırılmasına ilişkin soruşturmanın kusurlu ve yetersizliği.

Mocanu ve Diğerleri davası, 1990 Haziran’ında Bükreş’te rejim karşıtı gösterilerin şiddetle bastırılmasını müteakip soruşturma ve yargılamanın uzunluğuna ilişkindir.
Gösterilerin bastırılması sırasında Bayan Mocanu’nun kocası ateşli silahla öldürülmüş ve Bay Stoica polis tarafından gözaltına alınmış ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Mahkeme, istisnai durumlarda, Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamelenin psikolojik sonuçlarının kendilerine uygulanan muamele hakkında mağdurların şikâyet etme yeteneklerini olumsuz etkileyebileceğini ve zararlarının giderimine ilişkin haklarına önemli bir engel oluşturabileceğini kabul etmektedir. Mağdurların çoğunluğu gibi, Bay Stoica, olayların meydana gelmesinden ancak yıllar sonra yetkililerin resen soruşturma açmaları ve ilerleme kaydeder görünmeleri üzerine şikayet etme cesaretini kendinde bulmuştur. Mahkeme, mevcut davanın istisnai koşullarını dikkate alarak, Bay Stoica’nın savunmasızlık ve güçsüzlük duygularının olaylardan on yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra 2001 yılına kadar şikâyette bulunmamasına neden olmasını akla yakın ve kabuledilebilir bir açıklama olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, soruşturmayı yürütmekle sorumlu makamların şiddet olaylarından sorumluların teşhis ve cezalandırılmasını ve başvurucuların Sözleşme'nin amaçları bakımından etkili bir soruşturmadan yararlanmalarını sağlayacak bütün tedbirleri almadığını tespit etmiştir. Davanın tartışmasız bir şekilde karmaşık olduğunu kabul etmekle birlikte, Mahkeme, Romen toplumundaki siyasi menfaatlerin öneminin Romen makamlarını herhangi bir hile veya hukukdışı eylemlere hoşgörü gösterildiği görüntüsünden kaçınmak için davayı derhal ele almaya itmesi gerektiği kanısına varmış ve bu nedenle Sözleşme’nin 2, 3 ve 6. maddesinin usuli gerekliliklerinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Mansur Yalçın ve Diğerleri v. Türkiye (21163/11)
16 Eylül 2014
  • ·         Çocukların ebeveyinlerin inançlarına uygun eğitim hakkı;
  • ·         Dini eğitimin zorunlu ve indoktriner bir şekilde verilmesinin eğitim hakkının ihlalini oluşturduğu (Sözleşme’nin 1 Numaralı Protokolünün 2. maddesinin Mansur Yalçın, Yüksel Polat ve Hasan Kılıç bakımından ihlal).
  • ·         İhlalin sistematik eksiklikten kaynaklanması nedeniyle Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca Türk Hükümetinin ihlali ortadan kaldıracak tedbirleri almasına.

Mansur Yalçın ve Diğerleri davasında İslam’ın heterodox bir dalını oluşturan Alevi inancına sahip başvurucular, okullarda zorunlu din ve ahlak bilgisi dersinin İslam’ın Sünni anlayışı temelinde verildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Mahkeme, Türk eğitim sistemindeki din dersi müfredatının halen ebeveyinlerin inançlarına saygıyı sağlayacak yeterlilikte düzenlenmediğini gözlemlemektedir.
Sözleşme’nin 1 Numaralı Protokolünün 2. maddesinin Mahkeme tarafından ihlaline ilişkin tespiti daha önce Mahkeme’nin Hasan ve Eylem Zengin v. Türkiye kararında tespit ettiği yapısal sorundan kaynaklanmaktadır. Mahkeme, ayrıca Türkiye’nin, özellikle ailelerinin dini ve felsefi inançlarını açıklamak zorunda bırakmaksızın, çocukların din ve ahlak bilgisi derslerinden muaf tutulabileceği bir sistem oluşturarak durumu gidermek zorunda olduğuna hükmetmiştir.
 (Karar metni sadece Fransızca’dır)
Karara ilişkin ayrıntılara ilişkin Bianet’in haberleri için bkz.

30 Eylül 2014 Salı

AİHM Kararlarının Aylık Takibi

Değerli takipçiler, bu aydan itibaren AİHM'in ay içinde verdiği önemli kararları dikkatinize getirmeye çalışacağım. Böyle bir değişikliğe gitme nedeni büromuzun artan işyükü karşısında Mahkeme'nin kararlarını takip için yeterli zamanı ayıramıyor oluşumdur. 
Ancak, okuyucularımı da gelişmelerden mahrum etmek istemem. Bu nedenle yöntem olarak ay içinde önemli olabilecek kararları kısa özetler halinde dikkatinize sunmak, böylece özellikle uygulamacıların çalışmalarına bir nebze olsun katkıda bulunmayı kolaylaştıracak diye düşünüyorum. Böyle bir değişikliğe gitmek için Mahkeme'nin yaz tatilinden çıktığı Eylül ayından daha uygun bir ay olmaz, o nedenle bu ayın özeti ile blogumuza devam edeceğiz. İlk bülten çok yakında önünüzde olacak. Bu Blogu izleyenlere verimli ve huzurlu çalışma ortamları dilerim.

Saygılarımla,

Av.Hasan Kemal Elban